30 Kasım 2011 Çarşamba

saçmalıyorum biliyorum


bugün ayşe ezgi hanfendinin son aşısı yapıldı.18 ayımız bitti böylece.sabah stresle kızı hazırla kendimi hazırla derken gayet saçma bir yere konuşlanmış sağlık ocağına vardık.iğne çile demek hep bizim literatürümüzde.ayşenin ölçme tartması bitince bir ağızdan bir bacaktan bünyesine dahil oldu aşılar.ağlamak tabi ki bonusumuz.ana olarak için yansa ne yanmasa ne.yok ben aşısız da korur kollar beslerim mi diyeceksin,marjinal tavır takınayım şunlara aşısız çocuk nasıl da adam edilir mi diyeceksin.ay yok o kadar güçlü değilim.iki ağladı sustu işte.

bana da abuk subuk sorular yönelttiler.sadece şahsıma mı denk geliyor anlamadım gitti.sana ne be hemşire hanım boyumdan kilomdan ,obez olma yolundaki dik ve gururlu duruşumdan.sen kıza bak,ben kendi yolumun yolcusuyum."yok "diyor "kilo vermeniz lazım,lütfen tatlı yemeyin,yerseniz de sütlü tatlı tüketin".oldu canım başka?diyemedim yüzüne.içimden gerildim gerim gerim.biliyorum boyla kilo arasındaki 10 birimlik farkın beni ...ok yoluna sürüklediğini.ve evet çabalamıyorum.öküz gibi yiyorum daha doğrusu öküz gibi tatlı yiyorum.sordun mu kafan rahat mı diye,sordun mu sinemaya tiyatroya hatta merakından çatladığım bienale gidebiliyor musunuz diye.yok sormadın bile.yeme diyorsun sadece yeme.

sosyal hayatım var mı ki benim güzelim.ben ilim irfan yuvalarından öksüz kalmış ucube anneliğime nasıl fit bir duruş sergileyeyim.aklım selim mi yüreğim geniş mi.kendi kendime verdiğim ara gazlarım olmasa hep hava gazıyla suni teneffüs yaptığım besbelli değil mi.

yok anlamazsın,anlayamazsın.anlamak için bu noktadan bakman lazım dünyaya.anlaman için darlandıklarıma birebir darlanman lazım.yumruklarınla kendini gebertme hissinin gelmesi lazım.ama havaya bu sözlerim biliyorum .benimki de kürek çekmek boşa.

zar zor döndük eve kızla.yolda ağlaması sürdü.dedim ya saçma bir yer seçmişler kondurmak için sağlık ocağını.ne otobüs ne dolmuş hiç bir şey geçmiyor.hayır taksi çağırsam o dahi gelmez,yol pek yakın abla der geri döner eminim.ama çocukla olmuyor işte.kah kucağıma aldım kah yürüttüm.bir yandan da belimdeki fıtık başladı mı ağrımaya.içimden hem küfür hem dua bir arada çıktı durdu.o sinirle girdim eve.

dışarısı gün ışığı doluydu,burasıysa mahzen gibi geldi gözüme.karanlık,kötü,izbe bir ev.güneş almayan,ters konumda,sokak arası evlerden.aptal bir günümde salak bir ısrarla illa tutalım burayı dediğim ve şimdi nefret ettiğim ev.anıra anıra ağlamaya başladım bu kez.oğlumun şaşkın bakışlarına ve içten içe"tamam annem sıyırdı kesin"şeklinde hislere bürünmesine inat. mecburen kapalı tuttuğum,karşı komşuyla pırt etsen duyulur mesafede oluşumuz hasebiyle hep örttüğüm güneşlikleri hiddetle açtım tek tek.açmak değil sökmek yerinden fırlatmak ,yakmak istedim."bu evde ışık yok,bu evde güneş yok,allahım ne berbat bir yerdeyim,kurtar beni kurtaaar "diye diye döktüm içimdekileri ve gözümdekileri.

oğlum ayşeyi de alıp odasına girmiş çok sonra fark ettim.bilgisayarda çizgi film açıp onu eğlendirmeye çalışırken buldum.kendimden nefret ettim o an.oğluma sarıldım hala ağlar vaziyette."seni çok seviyorum bir tanem "dedim.öptüm kokladım."biliyorum anne,ben de seni çok seviyorum "dedi balım.biraz sakinleştim,duruldum.

ağlarken düşündüğüm şeyleri şimdi buraya yazarken sorguluyorum.kendimden mi bunaldım, evden mi daraldım karıştırdım sanırım.ev bahanesi derseniz evet bahanesi.bahane mahane de olsa sevmiyorum ve mecburen duruyorum buralarda.

geçen okuduğum bir söz geldi aklıma"yaşadığı yerden gitmek isteyen insan aslında depresyondadır".yok dedim ya o kadar uzun boylu değil.benimki gel git aklımın oyunları.genelde bastırdıklarımın arada çıkan lavları.şükür ki durdurabilme kabiliyetim var bu hırçınlığımı.yoksa evi de yakar mıydım acaba maazallah:)

24 Kasım 2011 Perşembe

kopan kayışı yerine taktım:)

mağdur mağdure bir halde genleşen sinir uçlarımı ve yönetimini ele alamadığım ruh dengemi bugün itibariyle ölçülebilir bir artışla dizginlemiş bulunmaktayım.vatana millete hayrolsun.

bir önceki uyuz postumda beni yalnız bırakmayan önce trt ye sonra ptt ye ve bilhassa blog dostlarıma derin hörmetlerimi sunar onca zahmete girip yorum yazan bacılarıma kafa daha iyiyken akıllı başlı cevaplar yazacağımın sözünü harbi harbi veririm.lötfen çemkirmeyiniz...

daldan dala denişik menişik bir şey yapıp hem kendimiz hem göz atanları tebessüme sevk ve gark etme amacından hareketle harareten aşağıdaki garip tuhaf şeyleri paylaştım.

linklere tıklayınız,resimleri seyreyleyiniz.ilk bir dakika içinde yüzünüzde güller açma gibi bir durum hasıl olmazsa şayet ekranın sağ üst köşesindeki çarpı işaretini acil çıkış olarak kullanınız.

şimdiden teşekkürler,saygılar,sevgiler,bacılar,kardeşler,kucakta bebeler,kundaktaki minikler,ler,ler,ler...

önce bir kaç resim  konsept öğrenci evleri:)



sabırla resimlere bakan hatta üstüne gülemekten hal olanlara huzur hediye edesim geldi.tam burayı tıklıyorsunuz,açılan siteye sabitlenip fondaki sese kulak kesiliyorsunuz.ama başka hiçbir şey düşünmek yok sadece ekrana kitlenin.

huzurun dibine vardınız,oradan bir koşu geri geldiniz .ama nasıl rahatladınız nasıl bir hamur oldunuz şimdi oh dadanızdan yinmez gari.uyku gel gitleri başladı mı acep.saat kaç sizin oralarda.aman kaçsa kaç.eğer geceyse okuduğunuz vakit tam da sırası vereceğim adresin .yok er vakitse uyku vakti yaklaşınca uğrayın bir daha bana.çünküm kıyağım var uyuma zorluğu yaşayanlara.hani koyun kuzu ne varsa küçük baş say say gelmez olasıca gelmez ya bir türlü.işte bunu sizin için size özel sanal aleme taşımış ademgiller.tam da şuracığa gidiverin ,ekrandaki noktalara tıklayıp koyunları sayıverin hadi bakem.

22 Kasım 2011 Salı

mok gibiyim

gelince üst üste mi gelir bilmiyorum .ya da beni mi buluyor bunca tesadüf karmaşası.üzülmenin dibine girip sevincin zirvesine çıktığım son 10 günde iki ölüm iki doğum çelişkisiyle allak bullak olmuş vaziyetteyim.

kafam bir milyon kilo ağırlığında inanın yazarken.sabahtan beri ağlaya ağlaya gözlerim de başım da şişti.bir hafta öncesinde beklenen ama hiç istenmeyen sarsıcı bir ölüm haberi üzerine yine benzer bir ölüm haberini alınca bu sabah ben de sinir minir kalmadı .fişler prizler beynimde şalter attırdı adeta.

ikisi de yakın arkadaşlarımın anneleri.kızlarla aynı yaşlardayız.anneleriyse yaşça genç sayılırlar aslında.garip bir benzerlik hemen hemen aynı zamanlarda yaklaşık 8-10 aydır biri kolon diğeri meme kanseri olduklarıyla yüzleştiler.insan hiç konduramıyor tabi.biz uzaktan tanıyanlar bile "atlatırlar ya kemoterapi diye bir şey var" dedik.hikayeymiş.

ikisi de 4. evre denen son evrede öğrenmişler bu durumu.şaşırtıcı olan biri her daim mamografi çektiren ,diğeri karın ağrısı dahi yaşamayan kadınlar bunlar.hani bir belirti filan da olmamış karşılarına dikilen.daha da şaşırtayım sizi zira ben emin olun sizden daha şaşkın ve hayret buhranı içindeyim;40lı yaşlarında olan merhum annemiz-ki şahsen de bilirim- fit bir anne olmanın yanı sıra yediğine içtiğine azami özen gösteren  her sabah düzenli spor yapan, sebzesiz zeytinyağsız gün geçirmeyen biriydi.diğer rahmetli ise 50li li yaşlarda olmasına rağmen arkadaşımın anlattığına göre kilosu gayet muntazam,yediğine içtiğine o da hayli özen gösteren her gün eşiyle düzenli yürüyüş yapan bir kadınmış.dahası her ikisi de çalışan kadınlar olup biri halen öğretmenken diğeri emekli olmuştu.hani evde otura otura sıkıntıdan dert büyüttü desek o da değil.bunla beraber hayli bakımlı ve neşeli kadınlar olduklarını da ayrıca ekleyeyim.

düşünüyorum düşünüyorum bu garip durumun içinden çıkamıyorum .peki ama neden bu kadınlar yakalandı bu illete ve neden yenik düştüler bu rezil hastalığa.çevrelerinde onları sarıp sarmalayan, sevgiye ilgiye boğan ,maddi hiç bir sıkıntı yaşatmayan eş ve çocuklarına rağmen neden ???

daha dün bir başka arkadaşım doğum yapmıştı.ona gittik bilumum insan.o yeni heyecan o tatlı telaş.bir bebekten daha güzel ne var şu dünyada.akşamında oğlumun doğum günü pastasını kestik.tesadüf bu ya 21/11/2001 günü doğum yapan ve o gün dünyanın en mutlu kadını olan ben, yine aynı gün ama bu yıl 21/11/2011de arkadaşımın oğluna kavuşma sevincini paylaştım.

dün keyif ve mutlu bir halde noktalanmışken sabah mesaj kutumdaki vefat haberini görünce hıçkırıklara boğuluverdim.şunun şurasında bir hafta kadar önce kolon kanserinden hakkın rahmetine kavuşan annenin üzüntüsünü kalbime gömmüşken bu kez meme kanseri olan anneyi de dün gece kaybettiğimizi öğrendim.bir gün içinde iki doğum bir ölüm.son on günde zamansız acıların acısı iki zor kayıp.

annem geldi aklıma .dün bir telefon dahi açmayan ,topu topu 2 adet torunundan birinin dahi doğum gününü anımsayıp arama zahmeti bile göstermeyen annem.diğer anneleri göre göre ,evlatlarına olan yakınlıklarına ve onlar için yaptıkları büyük fedakarlıklara şahit ola ola ona kızgınlığım daha da katmerlendi.Allahın yanına aldığı bu iki melek anne de böyle annelerdendi.çocuklarının üzerine titreyen,yol açan yol gösteren,köstek değil destek olan.her daim şefkat huzur yuvası.o anneler ölünce içimde çok şey öldü aslında.demek iyiler gerçekten hayata hep mağlup olacaklar.demek iyiler bizi hep yarım bırakacaklar,bu dünya sadece vurdumduymaz kör ayvazların dünyası olacak.

son gelişiydi annemin .bayramdan 1 hafta önceydi.babamın hastane randevusu vardı.yalvarmıştım .
"bana bebekken yapmadığın genç kızlığımda yaşatmadığın annelik borcunu şimdi istiyorum senden. ne olur kızıma biraz baksan.ne olur en azından 2-2,5 yaşına getirsek kreş yüzü görmeden."
demiştim.
"yeter artık düş yakamdan" dedi."hayatımı yaşamak istiyorum zaten ne kadar ömrüm kaldı bırakta yaşayayım.baban bir yandan sen bir yandan tükendim artık" dedi.
oysa ondan yıllarca annelik beklemedim ben.o işteydi.ben saçımı komşu kadına ördürürdüm.soğuk kahvaltımı mosmor olmuş yumurtamı yer ödevlerimi bir başıma yapardım.akşam hep geç gelirdi.kasayı tutturamaz o yüzden saatlice çıkamazdı.kardeşim hiç olmadı.babam başka çocuk istemem dedikçe annem de aldırırdı. güçsüz bir kadındı.maaşlı ve güçsüz kadınlardan.hani şu adım başı rastlayacağınız tiplerden.hakaret dolu cümleler kurmak evin genel karakteristiğiydi.argoyu normal bir şey sanmam ta ki eşimle tanıştığım ilk günlere dek sürdü.zaten bana ziyadesiyle değer verdiği için 20 yaşımda,fakülte 3. sınıfta evleniverdim.

annem o günlerde bana kırıldı.ve kırgınlığının acısını yıllarca beni umursamayarak ,bebek sahibi olduğum her dönem beni yapayalnız bırakarak çıkartmaya çalıştı.kötü olan ben miydim annem miydi bilmiyorum.ama yukarıda bahsettiğim anneler ve kızları arasındaki muhteşem iletişim ve ilişki bizde hiç bir zaman olmadı.ve sanırım asla olmayacak."olsun ya o annen,ne olursa olsun ara sor "diyenler çok.elbet arıyorum,attığım sattığım yok.gel gör ki içte biten koca bir duygu boşluğum var.

bir anne öldüğünde bir anne doğarmış.annesini cennete uğurlayan canım arkadaşlarım bence siz tam da şimdi doğdunuz.ve sanırım ben zaten başından beri hep anneydim.bu yüzden hep güçlü hep dik kalabildim.

vefatlarıyla derinden sarsıldığım, kızlarının bir tanesi anneciklere hem rahmet hem dua istiyorum okuyan her kim varsa.bir fatiha üç ihlas hiçbirimizi yormaz değil mi.bütün ölümler zamansız da olsa Allah hepimize sıralı ölüm versin,küçüklerin büyüklerin ardından gözyaşı dökmesi ,bir ananın evladını yitirmesinden çok da acı değildir zannımca.

18 Kasım 2011 Cuma

Haydi Hop Hop Hooop:))


masum rolü yapan iki sessiz fırtına:)
 valla ben suçsuzum hakim bey.bir kolumu oğlan tutuyor diğer kolumda ayşe var ee kaledeki hiç değişmedi zaten adını sen koy:))yok giremiyorum bloguma.önüm arkam sağım solum sobe.kadınız ya anneyiz ya yemek pişecek ağzıma düşecek ,kızın mızmızı oğlanın dırdırı çekilecek,gece 17 aylık dananın bir türlü düzene girmez iflah olmaz uyku düzeni tertip edilecek.üstüne az buçuk da olsa işe gidip gelinecek off offf.

yerde miyim gökte miyim ben nasıl bir alemdeyim şaşakaldığım zamanların en garip halindeyim.yine uzunca bir süre rapor izin vesaire sarmalından işe 3-5 günlük bir geri dönüş yapıp yine yeni yeniden ücretsiz izne ayrılmış bulunmaktayım.
"anacım zaten ne kadar çalıştın ki ?"
"ohh bir dönüm bostan yan gel yat osman"
"gözümüz yok da yani amma çok izin alıyon kızım sen yaa"
"devletimin memuru kenarımın dilberi sevsinler"
"of ya bi biz olamadık şu memur tipinden"
gibi bilimum sözlerinizi içsel sesle de söyleseniz bakın nasıl işittim.benden kaçar mı be.ben kaçın kurrasıyım-bu laf ne demekse artık-

bacılarım kardeşlerim nazar etmeyin nolur çalışın sizin de olur diyeceğim "amaaan bu yaştan sonra kim uğraşacak şimdi" diyeceksiniz.örnek alın örnek.ablanız bizatihi bendeniz malumunuz üzere kaaaç seneden sonra açık maçık da olsa bir yerlerini sıka sıka öniverste okuyor.sizin neyiniz eksik.koca koca kadınlar olmuşsunuz.hazır yaş sınırı da kalkmışkene hazır doğuracaklarınızı yeteri miktarda doğurmuşkene hazır rahata erme yaşınıza ermişkene ve tam da hazır 2012 memuriyet sınavı yapılacakkene ayol sıkınsanıza siz de bir yerlerinizi.yok bizden geçmiş diyenlere son sözüm çoook teessüf ederim yaneeeee:))

aslında epey zorlu hatta neredeyse mide bulandırıcı bir iş ortamım vardı düne kadar.hani şu yazımda bahsetmiştim olan bitenlerden.işte o durumlar hal yoluna girince çok şükür huzurum da sağlığım da yerine geldi.kendime ait bir odam bile var artık o derece.kızımı bir türlü kreşe mreşe veremeyen vicdanımla cüzdanım arasında hafif bir git gel yaparak amaaan satmışım anasını moduyla davranıp 2 aycık ara verdim keyifli işime.

normal bir poz verse orta yerinden çatlar
iş yeni, amir de yeni bu kez.her ikimiz de ortama alışma çabasındayız .eve geçmem onu üzse de 2 çocuk anası doğru düzgün bir kadın olduğu için anlayış gösterdi sağolsun.ben de ona bir kıyak yaptım.eşim mesleği icabı bir günü boşaltma şansına sahipti(mesleği ne ki diyenlere edebiyat muallimmi olur kendileri,ay bi de türküsü vardı;penceresi cam camaaa muallimm:))o da ayarladı pazartesileri evde olayım ,kızla ilgileneyim dedi .bu bize iyi geldi.amire hanıma;" o günler eşim kıza bakabilir , işler hepten ortada kalmasın ,sen de iyice sıkıntı yaşama" dedim ve o günlerde geleceğimi söyledim.mutlu oldu kadın.ay ne kadar iyi bir insanım görün yani.bu gadder mi olur kardişiiim.bu gadder mi iyilik dökülür insanın üstünden başından.muck muck(kendimi öptüm sizi değil)

başlık ne alaka dersiniz siz şimdi.kabına sığmaz blog hatunları siziii.efenim o başlık şu hatunun fikri.sabah sabah evin çoluk çocuk karmaşası içinde,bisikletten düşen ayşenin ağlak melodisinde,okula giderken harçlığını unutan çocuğun psikolojisinde dahi telefonla iki kelam ettiğim şeker kadın tam da bunu yaz dedi,yazdım.hu huuuuuuu komşuuuu:)

uyurken çok ciddiyiz ellere dikkat:)
dün de başka bir hatunla aynı vakitler sohbet etmiştim.tam bir kaos ortamında açık vermeden nasıl kakara kikiri yapabildim valla bilemiyorum.dünden ödevini yapmayı unutan oğluma habire izahat verirken diğer yandan kızın abisine ait olan her ne varsa yırtma,çizme ,çöpe atma gibi atraksiyonlarına da yetişmeye çalışıyordum.

bana blog mlog yazmanın ötesinde telde halleşmek bile haram onu anladım.acıyın bana,üzülün,"ayy kıyamaaaamm"repliğini yineleyin:)bu aralar acınma duygusuna ve sanırım haftanın 5 günü işe gitmeye ciddi ciddi ihtiyacım vaaaar.


yok arkadaş ben diplomasını duvara asıp "eğitimli annesin ne güzel işte" sözlerine mazhar olacak kadınlardan değilim.sonra bu kadın milleti niye depresyona giriveriyor,bir eli yağda bir eli balda diyorlar.hadi be ordan.bir aklım var onu da 0-10 yaş aralığında iki çocuk marifetiyle yitiremem ben.neyse ki pazartesi yaklaşıyor."bulmuş rahatı konuşuyor" diyenler hadi kafama sıkın:)))



3 Kasım 2011 Perşembe

PARAN KADAR KADIN,PARAN KADAR ANNESİN!

                                         

Ülke gerçeklerinden upuzun söz edecek ,sizi boğum boğum sıkacak değilim.Bu mevzu irdelene irdelene bir arpa boyu yol almadığımız aşikar.Ya ne yapacağım?Dünyevi gerçeklerle kadınsal hallerimizi harmanlayıp parayla olan yakın münasebetimizin ayyuka çıkmış halini resmedeceğim.Bilgilerinize…

             Biz kadınlar parasız varolamayan,”aman ne önemi var mühim olan insanlık” lafını asla gönülden telaffuz edemeyen çok cinsi latifleriz.Aşk evliliği yapma uğruna savaş verdiğimiz yıllarda aslolanın “iki çıplak bir hamama yaraşır” realitesi olduğunu 30’larımıza gelmeden anlar, kredi kartı limitleri oranınca bir adama gönülden ?!bağlanırız.Para erkeğin elinin kiridir artık.Hatun kişisine harcadıkça arınır,saflık yolunda önemli yollar kat eder böylece.

             Toplum tüm dünya temelinde ele alınsa bile parayla kadının imtihanı bir türlü şaşmaz.Çirkin kurbağanın yakışıklı bir hamala dönüştüğünü hiç okudunuz mu?Veya kapı kapı aşık olduğu kızı arayan, elinde tek kalmış ayakkabıyla ona buna yalvaran prens hazretlerine ne demeli?Masalların bu büyülü anlatımlarıyla daha küçükken tanışarak  para-güç dengesini milyon kare hızda çalışan olgun bir kadın zekasıyla harmanladığımızda sonuç ne çıkıyor dersiniz?Para;aşkın ve gücün adresi.
                  
              Parayla aşkın mümkün olamayacağına dair şehir efsaneleri vardır,inanmayın siz.Meşhur bir sözü anımsatırım;çirkin kadın yoktur ,bakımsız kadın vardır.Bakımlı kadına herkes hayrandır.Daha da açarsak aslında çirkin kadın yoktur,parası olmayan kadın vardır şeklindedir meali.Öyle değil mi ya!Dibi gelmiş röflenize habire atıfta bulunulmasına sebep olan,modaya uygun üst baş almanızı ısrarla savunan,”çok solgun görünüyorsun şekerim bari bir ruj sür”sözlerine muhatap kılan parasız kadının aslında bir hiç olacağını da dillendirmeye çalışmıyor mu?Ah keşke sadece bu kadarla bitse.
            
            Her girdiğiniz ortama ayak uydurmanız için de en mühim araçtır para.İster çalışın ister çalışmayın cüzdanınız boş,kredi kartınızın limiti dolmuş bir haldeyseniz ne günlere gidebilirsiniz ne de bir otobüse binebilirsiniz.En basit “komşum bana kahveye gelsene”teklifiniz bile parayla imtihanınızın resmidir. Hele bir de “gününüz” varsa dünyalar başınıza yıkılır.Halılarınız eski , perdeleriniz demode,bir  tv ünite ünitesi alıp baş köşeye kondurmamış ve masa örtünüz de nuh nebiden kalmışsa içiniz cızlaya cızlaya misafir edersiniz konukları. Ev bütçesini sarsa sarsa alışveriş yapma vakti gelmiştir.Açlıktan ölecek insan güruhuna dahi hazırlanmayacak miktar ve oranda yiyecek çeşidi hazırlamak gün sahibesinin şanındandır.Birkaç gün önceden kuaföre gidilmesi,kaş-bıyık-saç-sakal ne varsa tüy namına yoldurulması ,dibiniz geldiyse boyaydı gölgeydi Allah ne verdiyse yaptırılması kanuni bir hal arz eder.Giyilecek kıyafet yeni seçim olmalı ,dolapta zaten asla giyilecek bir tek kıyafetiniz mevcut bulunmadığı için hemen sokağa fırlamalı çarşı pazarı talan etmelisiniz.Zinhar az çeşitle misafir ağırlamak mı,kat’a eski pılı pırtıyla göz zevklerini bozmak mı,aman ha kristal olmayan çay bardaklarıyla tatlarını kaçırmak mı,olacak şey mi bunlar?
                        
            Gelelim kadın olmak böylesine zor ve zahmetliyken üzerine eklemlenen “anne” sıfatı meselesine. Baba sıfatı layık görülen erkeğin cebi bilhassa ve mümkünse en çok şimdi kalın olmalıdır.Malum üzere annelik makamına ermek hamilelik ve hamile giyiminden geçer.Aş ermek sıradan, gece yarısı avokado istemekse son derece makul sayılır.Devlet hastanesi doktoruna gitmek out,beş yıldızlı otel konforunda özel bir hastane ayarlanması doğumun zaten olmazsa olmazıdır.Bebek şekeri ayrı ,çikolatası ayrı,oda süsü apayrı meseleler oluverir.Ufaklık daha doğmadan asker yahut gelin olana dek yetecek miktarda ama 0-6 ay arası giyecek boyutlarda kıyafet yığını yapılır.Bu esnada çalışamayan annenin finansmanı yine kadınsal içgüdülerle seçtiği doğru adam-doğru baba kişisiyle sağlanır.  
                 
            Annelik,ev kadınlığı,iş hayatı döngüsünde olan kadın paranın araçlıktan çıkıp amaç haline döndüğünü anlar.Çocuğun /çocukların zekalarını geliştirecek oyuncaklar,etkinlikler,kurslar parayla ulaşılan hedeflerdir.Yoksun kalma tabiri “anne” kelimesiyle bağdaşmaz.Hiç bir sosyal ortamda “alamadım,yollayamadım malum şartlar” ifadesi söylenemez.O çocuklar giyecek,yiyecek,okuyacak ve her daim annelerini temsil edeceklerdir.

           Kadın kendi için para kazanmayı yahut paraya yakın durmayı düstur etse de anne kimliğine büründükten sonra paragarantisel bir hayata giriş yapmak ister.Olmazları oldurmak,yapılmazları yapmak anne içgüdüsel halin dışavurumsal paradigma zart zurtudur Kadın kimliğiyle sadece kendi giyim,kuşam,gezenti ve sanatsal halinin finansmanı için ölçülü bir yırtıcılığa bürünen bu cinsi latifler anne kimliğiyle yırtıcı bir kartal ,korkusuz birer amazona dönüşebilirler.
       
          Özünde bahsettiğimiz bu halleri anlamak ,en azından anlamaya çalışmak zor değil aslında.Toplumsal statülere sahip olma,beğenilme,arzu edilme,sevilme ve hatta yüceltilme kadınsal bir dürtü. İşte o kadın,mükemmel anne sıfatları kimde duygu dalgalanması yaşatmıyor ki. Bu tarz söylemlerin işareti olmanın belki en dolaysız en çetrefilsiz en zahmetsiz yolu PARA.Kadın gibi kadın olmayı,örnek anne sayılmayı ,parmakla gösterilir kılmayı başaran PARA.Ve bu araçsa sebep olan  yükselen değerlerin uçuşuna,  kim bakar insani değerlerin düştüğü lağım çukuruna.  


NOT:bu yazım dün alternatif anne dergisinde yayınlanmıştır.yok ben inanmam diyenler buraya buyursun please:)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...