29 Şubat 2012 Çarşamba

Gökkuşağı:)



Hani çok sevinir ya insan.sevinci ve şaşkınlığı bir arada olanlarından.hani hiç ummadığı anda ,en tahmin etmedği bir sürpriz çıkıverir ya karşısına.tebessümün alası mutluluğun tarif edilmez tadıyla keyifle ve şaşkınlıkla "bunu anlatmam lazım,bunu herkesin duyması lazım" naralarıyla sarılır ya insan klavye başına:)

o gün bugün işte bana.iyi ki blog yazıyorum iyi ki bir dolu blogçu arkadaş edinmişim dediğim zamanların zirvesindeyim.işte şu hatun beni benden alan bulutların üstüne çıkaran.adı Ayşen.

bir vakit önce şöyle bir yazı yazdı hatun.içim gitti ne yalan söyleyeyim.bir kaç dolandım market filan yok bulamadım:(sonrasında unuttum gitti tabi.

ah be ayşen .ben unuttum ama sen unutmamışsın ya.bir kaç gün önce "sana ufak bir şey yollamak istiyorum adresini yazar mısın" dediğinde aklımın ucundan bile geçmemişti.hatta şaka mı yapıyor acaba diye de düşünmedim de değil hani.

sonrasında olan biten aşağıda .bir insanın uzaktan da olsa sevilebileceğini dahası değer görebileceğini önemseneceğini anlatıyor bu resimler.içime sığmayan sevinci burada sizinle paylaşırken karnımın içinde kelebekler uçuşuyor inanın .ve ben daha da konuşamıyorum.öyle mahçup mahçup sıvışıp gidiyorum bu yazıdan:)

Dip Not:kendine çıkan hediye kitabı bana yollama nezaketini gösteren ülkücüm ;senin için bir post yazamadım ama inan gönlümün taaa içinde bir yerlerdesin.acil şifalar dilerim.




23 Şubat 2012 Perşembe

nakavt

kendime kızdığım çok zaman vardır
ahmakça ve küstahça davranıp sonunda hüsrana uğradığım epey olmuştur.
huylarımın kötülüğünü bilirim bilmesine ya ne diye vazgeçmem bu halimden anlamam.
insanın kendini değiştirmesinin dünyayı değiştirmeye kalkması kadar zor olacağı hissindeyim sanırım:(

kendi içimdeki fırtınayı bilhassa eşim üzerinde biçmek gibi garip bir alışkanlığım var.çoğu kadının yaptığı gibi.adı aşk bu eziyetin diyor şair.eziyet ede ede adamımın burnundan getirmeye nedir bu merakım.esasen biliyorum içimiz dolup dolup boğazımız düğümü aşar noktaya gelince ilk sardırıdığımız hatta tek de diyebiliriz er kişilerimiz bizim.

kıymetini bil diyen epey çokça.iyidir adamım.genel geçer koca kişileri içinde top 10 a girecek kadar düzgündür halet-i ruhiyesi.adam gibi adam baba gibi babadır da benim zorum derdim nedir onunla çözemedim hani:)

surat asmakla başlarım çokça.üç beş laf çarptırırım.meydan kızışır o söyler ben sayarım.ama asla belden aşağı vurmaz kimse.öyle küfürmüş argoymuş çıkmaz ağzımızdan .kendi kültür ,adap,nizamımızda söyleniriz.

ne hikmetse her daim kavga etme meraklısı ben,alttan alan,sıfır sorun politikası güden o olur.bu er kişimin iddiası elbette.halbuki bir şeyler çimdikliyorsa içinizi söyleyip rahatlamak en güzeli değil mi.yok efendim hep söyleyen ben,hep sorunu olan ben,hep ben ,ben,ben...

"sussam gönül razı değil,söylesem tesiri yok "özlü sözünün birebir izdüşüm paradoksunda boğum boğum kalırım ben.hiç bir kavgayı ağzımın tadıyla yapamam.içimdekini adam akıllı anlatamam.kıvrak zekası altında ezildiğim beyin hücre sayısı bana milyon basan kocama nakavt olur kalırım.ve en sonunda yine her dünyalı kadın cinsinin yaptığı seremoniyi sunar ,salya sümük ağlarım.

netice mi ?o hiç bir vakit ufukta bile belirmez.ne içimin sıkıntısı çözülür,ne deli gönlüm durulur.olan bana olup her daim haklı çıkan er kişisi olur.

daha fenası pre-ergen modundaki oğluş sıpası karşınıza dikilir.az ürkek bol gıcık bir edayla anasını süzer. tam da siz ağlarken "ama anne babam haklı,sen haksızsın"der,der,der...

2 Şubat 2012 Perşembe

"boşver otur çocuklara bak"



ikilem içinde kalan annenin hayal bulutu,zümrüdü anka kuşudur kariyer.daha gençlik çağlarında ,lise yıllarında başlar hayali.bir makam, bir mevki, bir masa ,bir amir silueti.fakülte yılları o hedefin sıcak telaşesiyle geçer.aynı zamanlara yahut hemen ardı sıra denk gelen aşk bilmecesiyle hafiften sarsılan türlü ikna ve çabaya konu olan "kariyer"mevzusu ya anlayış timsali bir kocayla devam eder  ya da aşka kurban gider .

kadın seçenekler içinden seçmek için yaratılmıştır adeta.kendi yolunu kendi bulamayacak kadar saf mı görülür nedir."illa benim dediğim olacak "tutumundaki erkek kişisine boyun eğmek bir yaradılış gayesiymiş gibi addedilir."evimin kadını çocuklarımın anası olacaksın"tümcesi hep bizim erkeklerimize mi özgüdür bilinmez en çok onların ağzına yakışır ve de yapışır.

kadın kısmısı duygu abidesi oluşundan mütevellit yeryüzünde bir tek "o" varmışcasına yelkenini er kişisinin rüzgarına uydurur.yaşanacak şehir o adamın iş hayatına bağlıdır.nefes alınacak ortam er kişinin bakış açısıyla bir doğrultudadır.

zaman geçer kadın sıkılır.zaman bir çığ gibi üzerine geldikçe kadın ruhu hezeyanlar,depresyonlar,gel-gitler içerisinde türlü sarmala bürünür.hele bir de "anne"olduysa en yakın "çıkış" artık çocuklar büyüyünce noktasıdır.geçmişler ola.

toplum bir avazdan seslenir"amaaan ihtiyacın mı var sanki ,kocanın maaşı güzel işte" der.devlet baba"annelik izni 3 aydır gerisi maaşsızdır haberin ola"sözünü bin çeşit kanunnamede ifşa eder.koca"boşver otur çocuklara bak",kayınvalide"çalışıp ne olacak torunlarımı elin kadınına baktırmam ben",karşı komşu"ben de üniversite okudum ama hiç çalışmadım ,diplomalı anneyim ne güzel işte sen de benim gibi yap "der der der...



kadın düşünür,kadın üzülür,kadın neye nereye sarılacağını şaşırır.tüm hayalleri yıkık döküktür.anneliği dahi parçalı bulutludur.sürekli sorgulama sürekli kendini gereksiz amaçsız nedensiz hissetme boşluğunda yuvarlanır.

oysa annelik ne de kutsaldır.oysa zaten kendi anası da kaç tane çocuğu büyütmüş hiç de iş hayatı yüzü görmemiştir.çalışan da mutsuz anılar yığını biriktirmiş ısıtıp ısıtıp dost meclislerinde yakınmıştır."çocuğun varsa çalışmayacaksın kardeş,ben ne çeeektiiimm"

kadındır yol,yön,çare arayan.farkındalığı arttıkça daha mutsuz olan.hem kendim kalıp,hem ana gibi analık yapıp hem içimde kopan fırtınayı biçeceğim bir fırsat bir ihtimal yok mudur deyip duran.daha 3 aylık bebeğini bakıcı kollarına bırakırken yaşadığı vicdan muhasebesiyle depresyonun dibine vuran."anne"oluşuna sevinmek bir yana "keşke hiç doğurmasaydım,yüzünü bile göremiyorum kuzumun"diye diye göz yaşı döken.kadındır kendini ifade etmek uğruna hayat mücadelesinde bir kale olsun benim olsun derken ardında yavru kuşları"anne bugün işe gitme nolur"diyerek yalvarırken bırakıveren.

hep üzülen,hep ezilen,hep o mu bu mu seçenekleri arasında kalıveren.bu buhranla ne kendini ne kimseyi mutlu edemeyen.hep kederli,hep içindeki 17lik hayalperest genç kızla hesaplaşma içinde kalıveren.

yani sen,yani ben:(



1 Şubat 2012 Çarşamba

mutluluk öyle bir yerde ki

sadece bir andır hayat
gözlerini açıp kapattığın süredir
ne yaşadım ki dersin
ne gördüm ne hissettim

hep ararsın
arayışın sonsuz ve huzursuz

yetmez elindekiler
yetmedikçe çokluğa kayar gönlün
oysa çoklukla yokluğun
görünmez aynılığına
sırtını dönersin

sıkıcıdır
boğucudur
bir türlü sana dönmez şans ibresi

tüm kötüler seni bulur
tüm iyiler başkasıyla dosttur
iki kelam edesin gelir
adam yoktur
iki susasın gelir
başın insan doludur

sağa dönsen yalnızlık
sola dönsen karmaşa
durduğun yerde
hep bir iç sıkıntısı

sen bilmesen de
dünya kendi hengamesinde

sen üzülsen de
insanoğlu hep aynı dertte

sen ayırt edemesen de
mutluluk öyle bir yerde
ki sadece
umduğunla bulduğun arası kalan
o daracık zaman diliminde...


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...