12 Aralık 2012 Çarşamba

ben diyorum ki...





12.12.12
uğurlu mu bereketli mi bilmem
ona buna inanmam
tek inandığım içimdeki enerji
bok gibiysem
allame olsa başıma çekemem





bugün günlerden "hep aynı be bacım"
sitare günlük telaşından bir yerlerini bile kaşıyamıyor gayrı
ola ki çoluk çocuğa karışmamışsanız 
darlanmadan kulak verin bana
önce bi doyun hayata
ha doyulmaz aslında 
topraktır eni sonu
gel gör ki insanız ya ,açız ya,yetmez ya hiçbir şey
siz biraz yaşayın sıkıldım deme lüksünüz olur
sonra geçin analık babalık rollerine
caaaaart kabakağaat
nasıl da ahkam keserim ama


kzıım minnak kuşum hastaydı
bronşiolit belası
ne yattığımızı ne yediğimizi ne konuştuğumuzu bildik
hayat zaten öğğğğ modunda gelirken bana
karesini küpünü yaşadım desem yeridir
şükür düzeldi derken 
besbeter oldu 
en zor iş çocuğun hastalığıyla sınanmakmış
ya sabır deyip duruyoruz karı koca
sonumuz da hayrola



er kişime bir tutkun bir düşman hallerim sürmekte pek tabi
can çıkmayınca huy çıkmıyor 
sabah kalkıyorum aşık
akşam görüyorum 
"ay bi git başımdan azcık"
biçiminde 
tepkiler veriyorum
ve normal değilim biliyorum
bu satırları yazmadan önce
özledim yine
sesini duymak için aradım
tanımadı beni iyi mi
benim ben dedim
hayırdır hasta mısın dedi
off offff gel-gitli karısı olan
zavallı kocam...



bursa'dan çok sıkıldım
inanılmaz ama anlatılmaz yaşanır 
o derece
evet çabuk sıkılan bir tipim
uyuz muyuz da biriyim
yine de iyi sebepler sunabilirim
çok nemli ,çoook sıcak yazın bursa
dost ,ahbap,arkadaş yok yok bulamadım
komşu desen bir yaşlı teyzem var her akşam kapıda oturur
garibimin kendine hayrı yok
bir de başka yaşlı teyzem her aşure mevsiminde hiç unutmaz gelir kapıma
aşuresinden sunmaya



bursa diyorum büyük büsbüyük şehir
istanbuldan daha karışık desem vallahi yalan söylemiş olmam
72 milletin daniskası bu şehirde
sağlık desen en çok ta ondan bıktım ya
alerjik astım oldu oğlan buralarda
kız desen habire bronşit ,bronşiolit
er kişim de oldu romatoit artrit
sağlam bir ben varım sanmayın
migrenimi,fıtığımı bu şehrin lodosuna 
ve en çok stresine borçluyum galiba
velhasıl 
"gidelim buralardan artık dayanamıyorum"durumları.

bir ara ankara mı olsa dedim vazgeçtim
sonra eşimin memleketi sivas mı dedim
er kişim "geç o şıkkı "dedi vazcaydım
şimdilerde kayseri diyor içim
bundan da geçmezse gönlüm
bilmem akıl veren olur mu ki?
dur orası değil şurası diyen çıkar mı?
bak bu fikir süper deyip ayakta alkışlarlar mı:)))

oy oy oyyy 
yalan dünya
hem yalan hem sıkıcı dünya
derdin benimle midir 
yoksa tarzın bu mu dünya
hadi bana yine eyvallah...


31 Ekim 2012 Çarşamba

dönme dolap misali döner başım

2 sene önce daha mı zayıftım ne offsss

bırrrr
soğudu mu şimdi hava derken hooop güneşin patlak vermesi tam öğle üzeri.güzeeel.

dönme dolap misali döner başım dönen başım değil asıl duygularım .yeter ki gün eksilmesin penceremden diyor ya şair o misal.lakin gelin görün ki benim penceremden amele eksilmiyor son 2 aydır:)tam şu anda beynimi mi yoksa duvarı mı deldiği belli olmayan matkap sesine rağmen azmettim anacığım içimi dökmem lazım.

mantolama mı ne zıkkımsa o var dış cephede.iş yerimdeyim,odamda.sakin ve sükunete alışmış (sadece burada evde değil yanlış anlaşılmasın)bünyeye ağır geliyor emme yapacak zerre bir şey yok.bol sabır diliyorum kendime ve diğer bina arkadaşlarıma.

ben bu sese tahammül edemezken üst katımdaki möhendiz arkadaşım "seninki bir şey mi, bana camdan kablo uzatıp -şunu bi prize taksan ablaaa -diyorlar her gün" demez mi.ses okey görüntü olmasın lötfen dedim iç sesimle:)


manyağın manyağı şefimle iş hayatımın en çıkılmaz sokaklarını arşınlıyorum.ne siz soruuun ne ben söyleyeyim zinhar al eline silahı çek vur diyenleriniz çıkacak kanaatindeyim.

er kişimle bir dargın bir barışık olmadı be sadri alışık tadında gidiyoruz bakalım.derdin ne be kuzum post modern kocayı bulmuş daha belanı mı istiyorsun diyenleriniz olacaktır.en azından yakın çevrem bu çemkirmeyi yapacaktır .ama ben lafın altında kalır mıyım hiç!en post moderni bile adı üstünde KOCAdır.bu 2yle 2nin 4 etmesi gibi doğrusal bir denklemin iç bükeysel analizi kadar net bir ifadedir.

sabah sabah oğlanın kahvaltısını hazırla, giyin, kuşan ,roll on sürün iş yerinde pis pis kokma  ritüeliyle kahvaltı yapmayı atladım.bir kaç gündür limoni tadına yandığım kocayla iletişim kanallarımız bu sayede mi ne açılıverdi.

"kahvaltı yapmadın di mi sen"
"evet"
"al şunu yersin işe gidince"
"bu ne"
"muz"
:)))))))))))))))

bu çok düşünceli hal beni duygusala bağladı.sarıldım felan .içten yani yapmacık değil valla.gel gör ki mesai arkadaşlarımın dörtte üçü erkek olan bir yerde kahvaltı niyetine ulu orta muz yememin biraz tuhaf kaçacağını diyemedim.adamcağız 10 sn.içinde bulmuşken böyle bir çözüm benim erkek beyni ve iz düşümü üzerine 3 paragraflık kompozisyon sunmam hakkatten absürt kaçardı.

koca candır.kızarsın küsersin.hönkür hönkür ağlar hayat gayeni nasıl berbat ettiğini yüzüne haykırır bin bela okumaktan beter hale koyarsın.çocuk gibi şımarır,bu akşam yemek memek yok ne buluyorsan onu ye der kumanda elde kom baba gibi tvye çökersin.zır zır zırlayan çocuğu önüne atar "bıktım usandım bunlardan hepsi sana çekmiş "dersin deeeeee o adam yine sana sırnaşır yine dön dolan "sen haklısın"der yani.

kadınsal hormonların 8 adet olduğunu her birinin birbirinden bağımsız radikal hareketlenmeler yaşadığını erkek güruhununsa sadece 3 hormonu olduğunu ve genelde doğrusal ivme hareketleri gösterdiğini öğrendim.bu bilgi bana şunu haykırdı.kendini bir gün tuhaf,salak,geri zekalı,diğer gün dünya güzeli,36 beden ,ay ku canavarı hissediyor olmamızın hiiiç yadırganacak yanı yokmuş yani.bir de giyecek hiçbir şeyim yok  modumuz vardı ,o da mı hormonlar acaba hımmm:)

kocaaa upuzuuun bayram geldi geçti de ben yine hamur işi börek ,toplarsın yorgan döşek şeklinde evimin kadını çocuklarımın anası oldum mu oldum.fazla çabuk geçti .hatta geldi geçti peh peh pehh kiziroğlu mustafa bey hey hey heeey bile denebilir.bence mahsuru yok.

evdeydik evi bekledik .nolur nolmaz yani alan götüren olur ,biz yüksek faktörlü koruma olarak bizzat kendimizi kullanıyoruz.sıkıldım da sıkıldım lafazanlığıma direnemeyip bir avm gezentisi yapalım dedik lakin 2 yaş sendromlu bıcırık ayşe ve önergen zaman tünelindeki aslan parçamla gezenti burnumuzdan geldi.hep olduğu gibi.

bunlar büyümeden bize rahat yok,büyüsünler o vakit gezeriz söylemlerini karşılıklı tükettikten sonra benim yine hormonlarım coştu 8inin birden devresi yanmış olacak ki ağlamayla gülmeyi aynı dakikalara sığdırabildim.

gençliğim gidiyor eyvah türküsü mü dersiniz,ben niye evlendim ki bekar olsam dünyayı gezerdim ağıtına kadar tüm lirik parçalar detone bir şekilde süzüldü dudaklarımdan.

velhasılı kelam bayram seyran neyine otur evinde güzelce diye diye tünedik koltuklarımızın üzerinde.

sözlerime burada son verirken küçüklerin yanacıklarından sıkar büyükleri sarmaş dolaş öper gelmiş geçmiş bayramlarınızı tebrik ederim:)

nokta virgül ünlem:)))

10 Ekim 2012 Çarşamba

belki biraz ağlamalıyım



şehrin kıskacında ufacık dünyamda sıkışıp kaldım ben.bulutlar üzerimden geçerken nereye bensiz nereye gidiyorsunuz diyorum.hiç gitmediğim ve hiç yaşamadığım hayatların üzerine gölge mi yoksa yağmur mu olacaksınız.beni kendimle baş başa koyup diyar diyar yollar mı aşacaksınız.

camlar kapalı.dört duvar bir de hayallerim.

şehir çok gürültülü.içi dolu kaynayan bir kazan gibi.ayarında bir ısısı var az daha açsan birden kabaran süt tenceresi gibi dışına fışkıracak ,ne var ne yoksa safra gibi dışına akıtacak.

ev çocuk seslerinin yankısında.gece gündüz fark etmiyor.uykusuzluk döngüsünü kırsam da arada hep bir bitkinlik hali.

yine kırıldım.dalım düştü.öyle bir ses geldi ki düştüğü yerden acımalı mıyım halime.derman bulamadığım bir hal çöktü üzerime sisli bir şehir gibi.göz görmüyor duygularımı puslu bir alaca karanlığın ortasından yankılanıyor sesim;"ben bur da yıııım bur daaaa yıııımm".duymuyor kimse.

bilmediğim hayatlar var.hiç şahit olmadığım.bilmeden özlediğim hayatların umut yolcusuyum ben.yorgunum.kollarımdan tutuyorlar akıl söylemlerimi daha ağzımdan çıkmadan içime kusturuyorlar.gitmem gerek görmem gerek diyorum.dedikçe yerimde sayıyorum.

yaş az değil.kemale erme vaktini bile geçmiş olmam lazım.geç mi kaldım hayat söyle geç mi kaldım sana???

kıskanıyorum eli kolu zincirsiz olanları.nasıl bir kıskançlık anlatamam.yerinde olmak değil onların varlığına katlanamamak benimkisi.ben bu hallerdeyken onlar o hallerde nasıl ne hadlerine diyor aklım .duygularım öfkeme öfkem beynime vurdukça vuruyor.şuurlu muyum bilmiyorum.

belki biraz ağlamalıyım.belki bir pencere açmalıyım yeni ve defterleri bomboş bir hayata.ama boşlukları ve yalnızlığı hiç sevmiyorum ki ben.dolu dopdolu geçsin ömrüm.sığınacak bir liman sevecek çocuklar.hepsine zıt gidecek en çok istediğimse özgür kalsam o doluluk içinde.

özgür ruhum çok yaşasa.çok dediysem yıllar bitmesin demek değil.doysam kurda kuşa, raftaki kitaba,çıkılacak dağa,bakılacak ovaya.tanısam daha çok tanısam insanları.bin çeşit hallerini görüp şaşırmamayı öğretsem kendime.aynı tip tek tip bir güruha değil herkese yakın olsam herkesten alsam herkeste bir anı bıraksam.doğrum eğrim benim olsa yalanlarıyla acımasızlıklarıyla başkaları boğulsa.çok tanısam az yanılsam .az yanılıp az şaşırsam.

canım hayat belki biraz ağlamalıyım.belki ağlamak için bir yer bulmalıyım.gün batarken en çok yakışandır hüzün.gündoğarken ağlanmaz biliyorum.belki tam ulu orta sövecekken durup gözyaşı akıtmalıyım.içime değil hüngür hüngür biteviye.

ve sen hayat artık bana biraz daha şans vermelisin.hani hayallerim var ya benim.hani ulaşamadıklarım.biraz daha yol aç bana.biraz daha özgür zaman biraz daha cesaret.

ben ağladığımda değil güldüğümde güzelim be hayat.güldür beni artık doyasıya!


3 Ağustos 2012 Cuma

Aşk Yorgunu

dal gibi uzun bir adam,sarışın .uzaktan süzen ama içten bakışlar.cesur mu acaba yüreği var mı yanıma gelmeye derken ilk merhaba.şaşkınlık,tereddüt.adını ,okulunu,şehrini söylerken yüzüne manasız bakışlar fırlatan ben.bir yandan ürkek bir yandan umursamaz istanbul kızı havalarında yine ben.o ise öyle mağrur ki ve inadına inanmak istemediğim dürüst bir tavır.etkileyici ama kilitlerim var sapasağlam.yüreğim devrilmeyecek sözüm var benim.

defalarca yüz üstü bıraktım.ararım dedim aramadım.oynadım oyaladım.kötüydü içim.kimden neyin intikamıydı sanki.tuhaf .umursamadım ama o vazgeçmedi.o kadar gönülden istemişti ki defalarca istanbulun en olmaz muhitlerinde en olmaz zamanlarında karşıma çıktı.

taksim postanesinin önünde mevsimlerden kış yağmur sağanak adeta.bekliyorum neredeyse bir saat olmuş iki arkadaşımın ikisi de ortada yok.trafik diyorum ofluyorum pufluyorum.şemsiyemin altında sıkıntıdan çatlıyorum.ve o yağmurda ıslana ıslana yürüyen bir adam bana doğru yaklaşıyor.olamaz diyorum bu o.sevinç mi desem oh nihayet tanıdık bir yüz görebildim rahatlaması mı adı her neyse.

asla kulaklarımdan gitmeyen o soruyu soruyor;
-erkek arkadaşını mı bekliyorsun?
-hayır hayır
diyorum
-kızlarla buluşacaktık ekintilerdeyim iyi ki karşılaştık
içimden yanımda kalsa bari diye geçiriyorum
-istiklalde hayal kahvesi var oraya geleceklerdi eğer bir aksilik olursa orası olsun demiştik buluşma yeri.
-gidelim mi beraber
diyor
-çok iyi olur gidelim
diyorum

buz mavisi kotunu ve kahverengi nubuk ayakkabılarını dün gibi anımsadım şimdi.mutluydu hatta çok keyifliydi.onu aramamıştım.oysa ayak üstü bana kaldığı yurdun numarasını bile ezberletmişti.beklemiş,umut etmiş,onu bana yaz diye dua bile etmiş.şaşkınlıkla dinledim.şiir bile okudu.çokça ailesinden anlattı.onu tanımam ve ona güvenmem için neredeyse her şeyini ortaya döktü.allak bullak oldum.kızlar geldi.o da izin isteyip gitti ama bu defa arayacağıma söz vermemi isteyerek.

buluştuk 1-2 kez.yok yok yok.istemiyordum onu.bir şeyler içimde öpölüydü.fakülte 1. sınıftaydım daha.yıllarım vardı.korktum belki de.aptal bir kaç oyunla soğutmaya çalıştım kendimden.yemeğe çıktık. en pahalı yemekleri üstelik çoğunu hiç yemeden bıraktım.o anadolu delikanlısı ben ukela ,havalı bir kızdım ,öyle sansın istedim.denedim,vazgeçiremedim.

kader benim dışımda işlemeyi kafaya koymuştu.en son ararım deyip haftalarca aramadığım dönemde ,o gerçekten aşk acısı çekerken ben umursamadım.ya da umursamadığıma inandırdım kendimi.


bir gece uykumun orta yerinde karmakarışık bir rüyanın içinden ağlayarak uyandım.onu gördüm,yüzünü,gözlerini,bana çok güzelsin derken yüzünde oluşan mimikleri hepsini hani derler ya film şeridi gibi tam da öyle gözümün önünden geçirdim.işte o gece asıl o gece içime bir ateş düştü benim.adını koymaya korktuğum ,yüzleşmekten kaçındığım gerçek gün gibi yakama yapışmıştı.ve adı aşktı.


                                                             
                                                                                 bizim şarkımızdı bir zamanlar


çok sevdik birbirimizi,çok özledik.onsuz düşman gibi geçen zamanlarda mektuplar yazdım.o bana şiirler yazdı.sayfalarca aşk döküldü ellerimizden.kopmadık,kopartamadı hiçbir güç.o öğretmen olup başka bir şehre gittiğinde bile.artarak sürdü.herkesi karşımıza aldık,onu bile ben ikna ettim .fakülte 3. sınıfa başlarken evlendik.

16 yıl dolacak kasımın 2'sinde.2 çocuk kdvsiyle:)acılar,kavgalar,sancılarla dolu 16 yıl.insan aşkın pembe rengi hiç değişmez aynı pembelikte kalır sanıyor.bazen kan kırmızısına dönebiliyormuş meğer.bazen simsiyah gece kadar karanlık.ve yine hiç ummadığın bir vakit pespembe hayal bahçelerine yol alıveriyorsun.

aşk bitmiyor rengi değişiyor .bir de yorgun düşüyor aşk.dünya hengamesine yenik düştüğü oluyor.düştüğü yerden alıp kaldırmak için tek kişi yetmiyor.öyle güçlü kollar lazım ki hem onu yerden kaldıracak hem sevdiğini sımsıkı saracak.zaten sarılmadan aşk ta olmuyor.

kendiğimizi unuttuğumuz ,boşluğa,hiçliğe düştüğümüz zamanlardayız çokça.kırılan kalbin bini bir para.çocuklar diyorum ahh çocuklar.sonra hayatın verdikleriyle bizim almak istediklerimizin tezatlıkları.kahredişler ,iç çekişler,yeter yeter artık çığlıkları.ve yine aklı selim bir halde bakınca olan bitene bundan daha iyisi yok ki.daha iyi bir evlilik daha aşık bir çift yok tespiti ve varsayımı.

18 senedir gözlerine baktığım ve hep güveni,inancı ,bana duyduğu sevgiyi gördüğüm bu adam,o buz mavisi kotu ve kahverengi papuçlarıyla içimde yanan kor bir sevda aslında.onca hır güre rağmen şu satırları yazarken klavye başında gözyaşı dökebiliyorsam ve dayanamayıp telefonda özledim seni diyebiliyorsam daha bu sabah gördüğüm adama ,AŞK SADECE YORULMUŞTUR zannımca.

aşkı yorgun düşen tüm evli kullarına yine yeni yeniden cesaret ver yürek ver Allahım şu mübarek aylarda!

26 Haziran 2012 Salı

bakalım, gülelim, düşünelim dedim

facebook dehşet bir medya aracı oldu hepimizin malumu.söylenecek bir yığın sözünüz mü var paylaşın facete ulaşın yüzlerce kişiye.salt düz cümlelerden ziyade emek verilerek hazırlanmış çerçeveli resimli envai çeşit mesaj emrinize amade.

günlük paylaşımlarda kalan arşivleyemediğimiz ama çokça beğenip vay be dediğimiz vurucu sözleri buraya taşımak istedim.

bakalım,anlayalım ,düşünelim gülelim diye...

















LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...