24 Temmuz 2011 Pazar

çocukların büyümesi (mi) lazım??!!!

sıkışıp kalıyorsun.hem evlere hem daracık iş ortamlarına kalıbını sığdırmaya uğraşıyorsun.bitmeyen telaşların yolculuğunda ama biten giden yiten zaman mevhumunda en yenik tek yenik sensin biliyor musun.

sen,ben ve milyonlarca anne.bekliyoruz.minicikten büyütüp kocaman adamlar olmasını çocuklarımızın.planlıyoruz.şu vakitte okulları,şu vakitte kursları şu vakitte sınavları derken zamanı öldürüyoruz maaile.

hep kafada olan şu;hele bir büyüsünler de...onlar büyümeden ne gidilen tatilden doğru düzgün bir zevk almışlığımız var ne cumartesi-pazardan.yıkanacak çamaşırlar,ütülenecekler,yenecek ve yapılacak yemekler bitmiyor bitemiyor.oysa gitmeniz gereken öyle çok yer var ki.kaçan filmler,şehre yeni gelen tiyatro oyunu,tam da sevdiğiniz sanatçının konseri,üniversite yıllarında hiç kaçırmadan gittiğiniz söyleşiler,paneller...her biri şimdi tek tek kaçıyor işte.aslında sizi siz yapan o değerlerinizdi oysa.kitap okumak sıradandı bir zamanlar.hani boş vakitlerinizde ne yaparsınız sorusuna verilecek yüz bin cevaptan biriydi neredeyse.müzik dinlemek zevkti,olmazsa olmazınızdı.ya şimdi.ufaklık öğle uykusundayken hele bir açıverin en sevdiğiniz şarkının sesini de görün gününüzü.ya usul usul kısığından bir sesle dinleyeceksiniz ya da her şeyi ertelediğiniz gibi bu keyfi de erteleyeceksiniz.zaten büyüyecekler değil mi.



oysa hiçbirimiz bir daha 35li yaşlarımızda olmayacağız.şu an aç olduğumuz;gezmekten,dinlemekten,görmekten ve izlemekten bilumum tat aldığımız onca hayat ürünü 50li yaşlarımızda sırtımızı dönüp gideceğimiz hazlar olacak oysa.öteledikçe,"sonra"ya bıraktıkça hayattan kopuşumuzun simgesi olacaklar birgün besbelli.hayaller kurup gidemediğimiz tatil yerleri,oksijen açlığı çeken beynimizi gün gelip dumura uğratacak eminim.içimizde yanan hevesler kursağımıza takıldıkça psikolojik travmalardan arınamayacağız.hep kedinin kendi kuyruğuna habire basışı gibi dön dolan "iç sıkıntısı" ile yaşayacağız ne acı.

blogcu arkadaşlardan sinem bir yazısında "araba kullanmayı sevmediğimi sanırdım meğer çocuklarla birlikteyken kullanmakmış problem"demiş.ne kadar haklı.tek başına sadece keyif için,keyif alacağın yöne gitmek için,vırvırsız dırdırsız sürülen bir şoförlükten daha güzelini hayal edemiyorum.en çok da bu yüzden kendi hayatımda yaşadığım milyon tane olumsuz yolculuk hikayesi anlatabilirim işte.ve yine bu anıların verdiği sinir birikimleridir beni gitmelerden gelmelerden,3 güncük dahi olsa şehir dışı kaçışlardan soğutan.sonuç hep vazgeçişe dayandıkça kendine dönüyorsun ister istemez.kendin,evin,evin duvarları,mutfak fayansları,tatlı krizleri,sıcak buhranları...

"bekarlık sultanlıktır" tezine karşı olsam da bu tezin farklı versiyonu hep dimağımda kaldı kalacak benim."çocuksuz evlilik saltanatlıktır":)Allaha sonsuz şükürler olsun elbette sahip olduğum çocukların bu vakitten sonra yokluğunu istiyor değilim.çocuksuz geçen evli yıllarımın kıymeti ne çokmuş odur söylemek istediğim.



bir gün büyüyecekler.bir gün istesek de olmayacaklar.onlarla daha huzurlu bir hayat yaşamanın ,hep birlikte hayatı kaçırmadan yaşamanın yolunu çözen var mı gerçekten meraklardayım.ve varsa bile büyüklerin ,eş-dost-akraba bileşimiyle bu güce kavuştukları zannındayım.

bilmem yanılmakta mıyım?hımmmm???

20 Temmuz 2011 Çarşamba

abuğa subuğa sardıran yazı

  
 bursanın sıcağına nemine bilumum ifrit hallerine kallavi bir gönderme yapan upuzuun bir post mu olmalı bu.yoksa kuşlar ,çiçekler ,böcekler binbir renkli inekler diyerekten kendimi naturalist akıma mı yaklaştırmalıyım.yok beni bu havalar mahvetti ,hep bu havalarda eve ekmek götürmeyi unuttum türküsü seslendirmeyeceğim.bahsi geçtikçe 38 derece yüzde yüz nemli sıcağın beynimin uç sinirleri uyuşuyor.ya sabır diyorum daha da bir şey demiyorum.

  akşamları eve erkenden düşmeme lakin bende ne yemek yapma ne de yeme hevesi kaldı.sanki ocağa tencere koysam evin ısısı 1-2 derece artacak zannındayım.sanırım manyaklaşıyorum.dün ev işinden kaçmak babında hiiç yemek yapasım yok dedim koncama.niye dedi garibim:)bir sinirsel bakış yahut bir serzeniş yoktu sözünde.zavallıcık benden gelecek her bir söze gayet alışkın olduğundan dumura uğramış haller takınmayı yıllar önce terk etmişti zaten.aldı çantasını spora gitti.evin içinde minik kuzumla yumak olduk.artık "meme"demeyi de biliyor haspam.canı sıkıldıkça,sıcaktan daraldıkça "memme memme"diye peşimde dolanıyor.aslından çokça hakkı var.tüm gün neredeyse yanında yokum.hasretlik çekiyor napsın.

  koca kişisine acıdığımdan mıdır,ve hanımlığımı çürümeye bırakmaktan sakındığımdan mı bilemiyorum 1 kilo patatesi yıkadım doğradım haşladım,patates salatası yapmak için.biliyorum kesip haşlanmaz.biliyorum vitaminleri gider.biliyoruuum kesin sesinizi:)yaptığım çok ahım şahım işmiş gibi içine konacak malzemeyi,yağını-limonunu-tuzunu dahi er kişinin marifetli ellerine bıraktım.o ise elleri hazır tarzda donuk market ürünleriyle geldi.anladım ki benden umudum kesmiş:)acımakla ,boşvermek arasında gidip geldim.sıcak ve uykusuzluğun rehavetiyle kızla uğraşıma geri döndüm.

  oğlumun büyüdüğü ne kadar belli artık.yazının şu kadar paragrafında adı bile geçmemiş.saldım mı nedir.iki çocuklu kadın hali de bana pek uymadığı zahir.ikisine de aynı anda odaklanamıyorum.zaten ben birden fazla hiçbir hadiseye aynı anda odaklanamıyorum.odaklanma sorunum mu var.varsa bu mühim midir???

  oğlan komşu oğluyla alt alta üst üste geçiriyor günleri.çıkartmayı başardıkları yüksek volümdeki sesleri saymazsak gayet güzel bir geçimleri var.bazen iyi ki büyümüş diyorum.4-5 yaşlarında olsa napardım.kafama bir huni takmış gezinirken  adıyaman dolaylarında rastlanırdı bana artık.niye adıyaman derseniz kel alaka bir yer benim için de o yüzden.özel bir sebebi yok yani.altında bir şey aramayın:)

  benim aklım hala sivasta.öff nem mem olmayan yerler ne kadar cazip geliyor şu an bana."denizleri aşta gel kurbanın olam ,kurtar beni buralardan ne olur"diyeceğim kim vaar.üstelik bursa -sivas arası deniz de yokken absürt mü kaçtı ne bu şarkı.normal düşünüp muhakeme edemiyorum aha işte.akıl sağlığımı da tüketti buralar.kesin yok oluşa girerim ben.bir sitare vardı dersiniz.çığlık çığlığa öldü garibim dersiniz.ne dersiniz:)

  iş yerinde metrekareye düşen insan sayısında tuhaf bir artış var.huzursa aynı oranda azalış içinde.tadı kaçmış buraların.hani derler ya nerde çokluk orda .okluk diye tam da ondan olmuş. insan sayısına mukabil ses miktarı artışa geçince müzik dinlemek çin işkencesine dönüşmüş.karar almışla ,dileyen kulaklık takıyor dinliyor radyosunu,şarkısını.iy bir fikir aslında.biraz olsun soyutlandım buradan.vızır vızır sesler geliyor arka plandan.hem yazımı yazıyorum hem keyif çatıyorum.vaaayyy bee.pek sempatik bir kanal buldum tavsiye olunur.

  havası suyu bir yana tadı benden bir türlü gitmeyen şehrimden ,amca kızı düğününden resimler koyasım var.ez cümle alışamadım sanırım tatil dönüşüme,alışamıyorum niyeyse:(

kına gecesinde sürekli oynadı şirine


her kucağıma alışta çarçabuk aşağıya indi ,piste koştu zıpır
aşklarım bizi uzaktan seyre daldı


gelin de bizim arkada görülen zatı muhteremler de:))

kayınpeder ve kayınvalidem onca torunlarından ilkinin düğününe tanıklık ettiler.



18 Temmuz 2011 Pazartesi

deldim deldimm

sivas-şarkışla
uzun bir ara verdim yazamadım bir türlü.uzaklardaydım sivasta.düğün dernek hısım akraba derken günler su gibi geçti.işte olsam bir türlü geçmez.sevdiğim insanlarla keyifli zamanlar geçirecek olduğumda zaman yetmez oluyor ne kötü.


başlık minik kuzumdan alıntı:)gel geel yapmayı öğrettik .o da del deel diye karşılık veriyor.avuçlarını kapatıp açarak.çok şirin oldu yavrucak.


sivas merkezde oturuyor eşimin ailesi.üstteki resim ilçede yaşayan kaynım ve eltimi ziyarete gittiğimizde görümcem tarafından çekildi.bu poza bayıldım.burada da paylaşmak istedim.görümcem demişken baldır bal.2 taneler.ikisi de birbirinden güzel insanlar.maalesef çok uzağız.biri almanyada diğeri sivasta.yazdan yaza görüşmek yetmiyor.nasıl etsek de yaklaştırsak mesafeleri bilmem.

sivas sokaklarında yeğenleriyle sek sek oynayan oğlum o kadar mutluydu ki
oralardayken havasına ,insan ilişkilerine ,hayatın daha kolay yaşanılırlığına bakınca büyükşehir yıpranmışlıklarına kapıldığımızı düşündüm hep.kahvaltı sofrasına bahçeden yeni toplanmış maydanozun ,yeşil soğanın ,terenin buyur edilmesine mi yanayım ,oğlumun ille de dolma isterim diye yalvarıp bahçeden balkona uzanan üzüm yapraklarını büyük bir iştahla toplayıp önümüze yığmasına mı.ahh bir tadabilseydiniz yapılan yaprak sarmayı.

ciddi ciddi düşünmelerdeyim rotayı oralara çevirmeyi.bir yanım ankara diyor lakin diğer yanım daha büyük bir iştahla sivas diyor bana.orada yaşayan görümcemin ısrarla "buralara gelin kıza  ben bakayım" şeklindeki sözleri daha bir çekici hale sokuyor gitme fikrimi.artısı çok olsa bile eksilerini göz ardı etmek olmaz elbet.yaklaştıkça yakınlaştıkça gurur,kibir ,dedikodu gibi mevhumlar başlayacak mı.dertsiz aşım kaygısız başım hesabı bir başımıza yaşadığımız koca kazan bursanın yalnızlık hallerini arar mıyım.kapım çok mu çalınır,kafam çok mu kaşınır bilmem.önümüzde 1 yıl var.karar vermek ne de zormuş.



babaannesinin kollarında minik ayşem
eşimin bakıcılık halleri yeniden start verdi.bayrama dek iki çocukla uğraşacak.surat bin beş yüz karış olur artık o zamana dek.biz kadınlar boynumuzun borcu biliyoruz evlat büyütmeyi .oysa iş erkeğe düştü mü bin zahmet bin eziyetmiş gibi algılanıyor ne kötü.en iyi koca bile zorlanıyor halden hale giriyor.umarım sorunsuz atlatırız bu yazı.

işe döndüm ama keyfim hiç yok.ara verdikçe yabanıl bir hal alıyor ortam.iç düzenlemesi yapılmamış hala.ısrarla işimi sevmediğimi yine yeni yeniden haykırmak istiyorum.şuralara yazı da yazamasam çığlık çığlığa kalırdım herhalde.

tadı kursağımda kalan keyifli bir memleket ziyaretinden sonra bursanın yalnızlığına,sıcağına ve ipiğrenç nemine alışmak zor olsa da ya sabır diyor işime koyuluyorum.

ya siz nerelerdesiniz???

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...