24 Haziran 2011 Cuma

babamız bakıcı olunca


kocaman bir mesai haftası geldi geçti.bir baba bir bebek bir çocuk dizimiz her türlü atraksiyonuyla sergilendi:) bol ağlamalı bol tantanalı bol hengameli saatleriyle.

ilk gün tam bir vicdan azabı aynı zamanda kuşlar kadar hürüm duygu seliyle erkenden kalktım.kız da uyandı.babasına teslim edip çıktım.birkaç kez telefon açtım.idare ediyoruz merak etme dedi eşim.saatleri saydım adeta.sıkıcı ve zordu.ertesi gün ve daha ertesi ve en ertesi günlerde azalan bir vicdan azabı yanında iş yorgunluğuyla geldi.üstüne uyku düzenimin iyiden iyiye değişmesi sebebiyle iş yerinde neredeyse ayakta uyumaya başladım.gerçi zaten kız sayesinde sağlıklı uykulara veda etmiştim. ama en azından sabah 5 ten sonra emzirdikçe uyuyan 9-10 'a kadar bir şekilde yatakta tutabildiğim minnoş bir kızım vardı.artık düzenimiz sabah 5' e dek birkaç kez uyanma,5'ten sonra neredeyse hiç uyumak istememe şekline dönüştü.anlayacağınız gözaltı morluklarımla samimi bir beraberlik yaşıyoruz artık.

ben gidince eşime ayağında sallayarak uyutmasını söylemiştim.ayağından geleni:)yapsa da ben ortamdan ve görüntüden çıktığım için olacak,uykuya dönüş yapmıyormuş cadı.saatlerce ayakta evi tazı gibi gezen ,abisiyle alt-üst oynayan bir ufaklık olmuş.babamız acıktığını anladığı vakit 9 gibi mamasını yapıyormuş.
"aynı senin söylediğini yapıyorum merak etme" dedi.
"yalnız cevizi senin yaptığın gibi saklama poşeti içindeyken değil yağlı kağıt arasında eziyorum böylece naylonun yırtılma derdi olmadan un ufak oluyor onu fark ettim" diyerek ekledi:)vay vay vay koncamdaki çözüm üretme ve yavru besleme taktiğine bak sen:)
neyle eziyoruz peki bu cevizi?kasapların et dövme aletiyle:))bakınız üstteki resim.
cevizli,peynirli,ballı,sütlü,hazır mamalı bir karışımdı yaptığım. aynısını yediriyormuş.ben gittiğimden beri epey nazlıymış kızım.iki lokmadan sonra öğürüyor dedi eşim.reklamlarla,şarkılarla bir şekilde bitiriyormuş tabağındakileri.

uyku saatimiz öğlen 1di.tabi artık daha erken kalktığı için 11 ,11.30 olmuş haliyle.işte zurnanın zırt ettiği asıl yer orası.emerek uyumaya alışmış bir bebişi nasıl uyutur ki bir baba.gerçi karnı tokken ayağımda sallayarak uyuttuğum da çok olmuştur ama bu kez anne tümden yok olunca ortadan gergin bir bebek kalıyor elimizde.

ilk gün 50 dk ağlamış.ne yaptıysa eşim uyutamamış.
"başkası olsa alır çocuğu işe yanına getirir bırakırdı" dedi.
"haklısın ,peki ya sen ne yaptın" dedim.sürekli eline bir şeyler vermiş.eline geçirmeye can attığı masa saati, evin içinde giydiği ayakkabıları.hatta ilk doğduğunda kolik molik gibi bir hali varken bir türlü uyutamadığımız için tavana astığımız bez beşiği bile yeniden takıp içinde sallamış sıpayı.yok onda bile uyumamış.artık son raddeye gelip ağlamaktan yorulunca düşmüş kafası minişimin:)bir iki kez uyanmış ama her seferinde ayağında sallamış uyutmuş koncam.
bahsettiğin beşik de neyin nesi derseniz,harika bir şey.halk arasında çingene salıncağı olarak geçiyormuş ben de yeni öğrendim.tavanı matkapla delip birkaç noktadan tam yatağınızın üzerine asıyorsunuz.bebe mızırdandıkça elinizle iki itmenizle defalarca sallanıyor.özellikle yeni doğanlarda ilk 3 ayda inanılmaz fayda sağlıyor.hem anne az çıldırıyor hem bebek daha az ağlıyor.şiddetle tavsiye olunur:)meraklısı için tık tık.

uykudan kalkan ayşeme yine mama vermiş eşim.onu da standart haline getirdik son 5 günde.kavanoz maması içine 4-5 cici bebe ezip koyuyor.zavallı babamıza şunu pişir ,şunu kaynat,şunu ısıt demek istemiyorum kolay ne varsa onu yapsın maksat karnı doyup ağlamasın yavrumun .zaten sadece ayşe değil gürhan da başında olduğu için ona ve kendine kahvaltı hazırlama merasimini hiç yazmıyorum bile.benden on kat daha titiz bir kahvaltı ritüeli olduğunu söylersem olay daha bir netleşebilir sanırım kafanızda:)

çoluk çombalak uyku ve yemek mevzularını halledip saati beklemeye başlıyorlarmış evde.her gün 15.30 gibi beni almaya geliyorlar iş yerime.düzeni böyle kurmanın daha akılcı olduğuna karar verdik.en muhteşem an o kavuşma anı oluyor işte.kızım bırakın yürümeyi adeta koşuyor bana doğru.kimi zaman bahçede kimi zaman koridorda oluyor karşılaşmamız.işte o an en mutlu olduğum an.yavrumun kokusunu çeke çeke,ensesini öpe ısıra eve dönüyoruz ya da gezmeye gidiyoruz.

eşimin peygamber kıskandıracak sabrı olmasa diyorum düzenimiz bu şekilde gidemezdi.sormasam halinden şikayet etmeyecek adeta.oysa babasının çok yorulduğunu oğlum bile söylüyor.bu arada tüm yazı boyunca dünya yakışıklısı oğlumdan neredeyse hiç bahsetmediğimi fark ettim.ne oluyor bana ?çocuklarımı mı ayırıyorum,kızı daha mı çok kayırıyorum?ufak,minik,çaresiz oluşu mu beni çok etkiliyor nedir.oğlum büyüdü nasılsa diyorum.o her durumda başının çaresine bakar diyorum,kendimi rahatlatıyorum sanırım.zaten o da dertlenmiyor.işe gitme filan hiç demiyor,benden bıkmış sıkılmış olabilir mi olabilir.ben bile kendimden sıkıldıysam o dünden boğulur.

iş yerimin bahçesi
bugün eşimin toplantısı var diye öğleden sonra için izin aldım.rahat ve uzunca bir yazıyı bu sayede evimden yazabiliyorum.iş yerimde henüz taşlar yerine oturmadı.bırakın blog yazmayı kimselere bakamaz ,internet açamaz oldum.masa ve pc karışıklığı içerisinde neresi boşsa oraya yumulma modunda geçiyor günlerim.ancak 1 ay sonrasında köklü değişimler olacakmış ofis mimarisinde.modern bir iç tasarım yapılacak,hoş bir çalışma mekanına kavuşacağız.ben döndüm diye bunca zahmete ne gerek vardı dedim.aa olur mu sen bizim için son derece değerli bir şahsiyetsin dediler:)ben de yedim:))

önümüzdeki gün ve haftaların aynı tat ve huzurla geçebilmesi dileği ve duasıyla inşallah.

21 Haziran 2011 Salı

size de olmuştur

içinizin sanki iple sıkarlar.boğmakla hayatta bırakmak arasında.arafta kalmak gibi bir duygudur.burası mı ait olduğum yer yoksa ardımda bıraktığım mı.özlem midir adı çaresiz kalış mı.aslında çok istediğiniz bir şeye ulaşmış olmanın doyum şımarıklığı mı.

dün değilse de bugün epey sardı hüzün beni.evde mi olmalıydım acaba diyorum saatlere baktıkça.dün çarçabuk geçen zaman bugün tıkandı.işe ısınmaya çalıştıkça aklım minik kızıma kaçıyor.

pişman mıyım.pişman olmamalıyım.saçmalıyorum sanırım.evim,kızım ,rahatım.püffff...

güllerin içinden caaanım


çeşit çeşit gül resimleri .içimiz açılsın dedim.söz yok resim var .buyrun seyreyleyin:)














bir de şarkı dinlemeli.başlıktan farklı olmasın ama değil mi:)





20 Haziran 2011 Pazartesi

işimin başındayım,18 yaşındayım:)

iş başı yaptım .gerçi nasıl bir iş başıysa artık.masam yok bilgisayarım yok.tam 14 ay olmuş kurumdan ayrılalı.dönüşte yerim yurdum belirsizleşmiş.

aslısın isimli blogger arkadaş bir ara tatil dönüşü işe başlamanın acemilik getirdiğinden söz etmişti de benim durumumu tahlil ederek;eh sen artık stajyer tadında başlarsın demişti.epey gülmüştüm.ne çok haklıymış.ortalarda gezinen,boş bulduğu pc ye yumulan bir görüntü arz etmekteyim.birkaç gün boyunca halim bu olacak gibi.hadi bakalım.

babamız ilk gün sınavında.bir bebek bir çocuk bir adam filmi bizim evde çevriliyor.sabah 7 de evden kaçmaya çabalarken açıverdi gözlerini minnoşum.eyvah dedim yakalandım.emzirip uyutayım dedim gözleri daha bir açıldı.bir de babasını görünce karşısında bu işte bir gariplik var herkes neden teyakkuzda dedi kesin.alıp babasına verdim.ayağında sallıyordu en son.

birkaç saat sonra araştık.uyumamış tabi kız.50 dk. ayağımda salladım,uyutamadım bir türlü dedi.öğlen de çok ağlamış.emerek uyumaya alışkın kuzum.babadan arz-fayda analizine gidilse anneyle orantısal bir düşüklük epey göze çarpar:)

saat 15.25 olmuş bile.sadece 5 dk. kalmış bitime.yuppi:)süt iznini seneye yayan her kimse allah razı olsun.kızımı özledim,oğlumu özledim,evimi özledim:)ben bunları yazacak kadın mıydım.değildim.iş iyi gelecek bana derken bu muydu acaba hayalini kurduğum.haydi hayırlısı.

sabah facebookta alternatif anne dergisinin paylaştığı yazıyı görünce heyecan oldum.içim içime sığmadı.neden mi?yarışma için yolladığım yazımı oylamaya açmışlar.ufak bir ricam olsa şuraya girip değerlendirme butonunu tıklar mısınız?hem şahane yazımı okuyup güne gülerek devam edersiniz hem bana kıyak geçmiş olursunuz.ayy ne güzel al gülüm ver gülüm:)şarkısı da vardı di mi:))

19 Haziran 2011 Pazar

en BABA günler,başlıyoooor:))))


aslında sinsi sinsi gülümsemeli miyim,yoksa arpacık kumrusu gibi düşünmeli mi?pazartesinin geleceği pazardan çok belli değil.netleşmeyen,içimi garip duygulara sevk eden bir halin başlangıcına hazırlanıyoruz.işe başlıyorum.pazartesi sendromu,bekle ben geliyorum:)

babamız yarından itibaren çoluk çombalak bakım,idare ve komutası görevine hazır ve nazır olacaklar:)anne at work,baba at home:)yazarken bile tuhaf geliyor,yaşarken nasıl olacak cidden merak içerisindeyim.

bütün kış,malum bitmek bilmeyen soğuk ve puslu havalarda evde saatlerce yalnız olmamın hayli bunaltıcı geldiğini yazıp çizmiştim.evden sabahın köründe çıkan eşim akşamları çoğunlukla 7 gibi geliyor ,upuzun saatler minik kızımla geçiyordu.oğlumun öğlenci olması nimet gibi bir şeydi.sabahları birkaç saat dahi olsa çekilmez hale gelen ana-oğul çatışmalarımız,onun okula gidişiyle huzura dönüşüyordu şükür.

şimdi baba zamanı:)iki çocukla başbaşa geçecek günler ,onun haleti ruhiyesini ne kadar ne ölçüde sarsacak tahmin bile edemiyorum."idare edebilecek misin" dediğimde aldığım cevap;"başa gelen çekilir,sonuçta kendi evladımız,niye ağır gelsin ki"şeklinde olmuştu.bakalım bakalım.

yeni yasal düzenleme bize fayda edecek ona seviniyorum.normalde 8-17 olan mesai saatlerim 1,5 saatlik süt iznim sayesinde 8-15.30 şeklinde olacak.evim işe çok da uzak olmadığından bir nevi part-time tadında gideceğiz.ne zamana dek ?ağustos sonuna dek.iyi mi daha ne olsun.

yaklaşık 2 hafta işe gidip gelme planım var.sonrasında 2 hafta yıllık izin .buralardan uzak kalacağım,yazma ,okuma sorunsalı oluşacak büyük ihtimalle.dönüşte özlem gideririz ne yapalım.

izin dönüşü muhteşem bir telefona kavuşacağım.o yavruyu elime alıp dokunmak için sabırsızlanıyorum.yeni cebim sayesinde öyle resimler koyacağım ki bloguma sırf resim görmek için tıklayacaksınız:)şimdilik adı/markası sürpriz olsun.

yeni iş günüme yenilenmiş saçla girizgah yapayım dedim.dip sorunsalına yeni röfleyle çözüm yoluna gittim.saçımın rengi bir ton değil sanki on ton birden açıldı.sevmedim.üstelik 4,5 saat kuaför salonunda kös kös oturmak gibi gayet iç bunaltıcı bir şey de yaşadım.hem kadınların eli yavaştı hem de bin milyon tane gelin başıyla uğraşıyorlardı.gıcık oldum.

mecburen seyri temaşa ettiğim nadide gelin adaylarının hiçbirinin güzellik namına on para etmediğine şaşakaldım.yoksa şu eğlenilecek kadın çok, evlenilecek kadın yok polemiği gerçek mi?nerede döküntü varsa hepsi bu salonda toplanmıştı.oğlumun geleceğinden endişe ettim.ilk kez bir kaynana edası takınarak "eli yüzü güzel bir gelinim olsun Allahım"dedim:)gelin dediğin kaynanadan güzel olur ama haksız mıyım:)

ve oğluşum takdir aldı,5. sınıfa geçti.o gün kızı babası alıp kendi okuluna götürdü.ben de oğlumla bir yarım gün geçirdim.sınıfına beraber gittik.sırasına beraber oturduk.o karne aldı,ben ağladım.niye böyle oluyor.bu çocuk evlenirken de mi ağlak olacağım ben.kendime inanamıyorum.çok mu duygusalım,analık böyle bir şey mi bilemiyorum.oğluma doyamadım o gün.içime sokasım geldi.ayşenin varlığıyla beraber onunla ne az ilgilendiğimi farkettim.gerçi daha p.tesi günü nefret etmeme rağmen yine bir anime filme kung-fu panda 2 ye gitmiştik-meraklısına duyurulur,tam erkek çocuklarına göre ve nispeten kısa ,bol aksiyonlu,baba-oğul ilişkisine değinen bir film yapmışlar- ama eskiye oranla paylaştıklarımızın azaldığını hissettim.ve yine de iki çocuğun arasını uzun tutarak aslında oğluma senelerce bol bol zaman ayırdığımı düşünüp az da olsa vicdanımı rahatlattım.

birkaç hafta sıkıntıyla geçecek besbelli.aklım hep evde olacak.sonrasında tatil iyi gelecek bize.tatil dediysem deniz-kum-güneş değil bizimki eşimin ailesine Sivas'a yolculuk.ilk defa torunlardan biri evlenecek.son sayıma göre -eltimin karnındaki ikiz bebekleri saymazsak-her yaştan 17 adet torun biraraya gelecek:)ve 9 kardeş ve onların eşleri de:))

gırgır ve şamatanın bol olduğu,adeta kreş havasına bürünecek bir ortama gidiyoruz.zor ve yorucu yanları da olsa seviyorum bu ortamı.hiç yaşamadığım hiç görmediğim şeyleri eşimle gördüm ben.tek çocuk olmak  yalnızlaştırıyormuş insanı.ne birilerinin teyzesi olabiliyorsun ne çocuğum birlerine dayı diyebiliyor.şansları diğer taraftan yana açık şükür.6 amca,2 hala.çok çocuk sahibi olmayı öyle isterdim ki.neyse ya olanla yetinip şükretmeli,kafayı sıyırmadan bunları büyütmeli.

bugün babalar günü,emeği geçen tüm babaların günü kutlu olsun,öküz gibi uzaktan bakanların değil:)elif çok hoş bir yazı koymuş yine sayfasına bir okuyuverin derim bugünle ilgili.oraya bir yorum da ben iliştirdim.paylaşıvereyim sizlerle;
"anladım ki iki tip baba var.biri özveride sınır tanımayanlar,diğeri bencillikte tavan yapanlar.çok şükür bizim evde ilk şıktan var:))"

tüm annelerin ikinci şık babalara sahip olabilmesi dileğiyle.
ayşe ezgimin doğum gününden

16 Haziran 2011 Perşembe

her şey senin geleceğin için yavrum

beni deli eden,hadi canım sen de dedirten cümlelerin başında gelir bu .annemin ağzından milyon kez duymuşluğumun yanında ,bilumum yeşilçam repliklerinde hayli yer etmişliği vardır.rastladınız mı bilmem.ben gıcık kapıyorum ya ne zaman işitsem dikkat kesiliyorum o sahnelere.


bir adet işe gitmek üzere olan zavallı anne kişisi,bir adet sezercik;
*anne noluy ,noluy işe gitme bugün.
/olmazz yavrum,gitmek zorundayım.inan her şey senin için.senin geleceğin için.yoksa yoksaaa...
*yoksa ne anne
/yoksa yiyecek ekmeğe muhtaç oluruz aslan oğlum benim.senin güzel elbiseler giymen,güzel okullarda okuman benim çalışmama bağlı.bu yüzden gitmek zorundayım.(hüngür,şangır bir ağlama görüntüsü)
*anne,anneciğimmm(bakıcısına yahut anneannesine sarılıp ağlama nöbetine giren sezercik)


gerçek hayatta bu derece zaruriyetler var mıdır.vardır elbet.olmaz demek iyimserliğin daniskası olur.eşi tarafından terkedilmiş,bir dilim ekmeğe muhtaç kalmış,temizlik yapmaya,gündeliğe gitmeye dünden razı altın kalpli annelerin yaşadığı dramlar,her gün boy boy gazete sayfalarında ve ekranlarda yansıyor.hiçbir annenin bunca zor durumlara düşmemesini diliyorum en başta.


"her şey senin geleceğin için yavrum" klasiğine kızgınlığım neden peki.sözü söyleyen hatuna şöyle bir göz gezdiriyorum önce.iki dirhem bir çekirdek kılık,moda pantalon,hoş bir ayakkabı,saç,makyaj desen yakışmış,yakıştırmış bir şekil.duymaktan en çok hazzettiği söz de "ay senin bir çocuğun olduğuna kim inanır?"kadir bile inanmaz esprisi yapasım var lakin frenlerdeyim:)

kendim de dahil olmak üzere kabul edelim baştan, biz ve bizim gibiler tayfası çoluk-çocuk nafakasına gidiyor değiliz işe.üstüne basa basa söylüyorum.çoluk çocuk nafakası,boğazlarından geçecek bir yudum su,bir dilim ekmek değil telaşımız.ya ne??bazımız özel okullarda okusun istiyor çocuğu,bazısı elden aşağı giyinmesin ,nike spor ayakkabısı,benetton tişörtü,levis pantalonu olsun istiyor doğurduğu varlığın.ya ben giyemedim o giysin telaşında yahut ben giydim elbet o da giyecek inceliğinde.daha ötesine geçersek kemanıydı,yüzmesiydi,ilave matematik dersiydi gibi bilumum kursların ödenmesi gereken faturaları da tek bir koca maaşıyla sürdürülebilir olmadığından en iyisi mi çalışayım para kazanayım diyor bazı anneler.

benim dimağımı zorlayan,anlamlandırmamı zorlaştıran mevzu tam da bu aslında;günümüzün 12-13 hatta 14 saatini çocuklarımızdan uzak ama çocuklarımızın lüks ihtiyaçları için karşılamak için geçirmek gerçekten onlar uğruna onlar için yapılan bir fedakarlık mı?yoksa daha lise çağlarımızda "oku,ekmeğini eline al,koca eline muhtaç olma"söylemleriyle kapağı attığımız üniversite ve devamında elimize verilen o diploma mı bizi çalışma hayatına delicesine çağıran?o kadar dirsek çürütmemizin bir karşılığı olmalı elbet.madem evde oturacaktık ne diye o dersane benim,şu kurs senin dolanıp durduk ki.ve o genç kızken kurduğumuz güzel kariyer hayallerimiz.hepsi bir çöp yığınına mı dönüşecekti?

o en deli zamanlarımızda,18lik yılların hiç geçmeyecek heyecanlarında hiç kimse dememişti bize ;"bir gün çoluk çocuğa karışacak,vicdanınla başbaşa kalacaksın kızım.o yüzden okul-iş seçimini yaparken en uygun olanını bul,seçimlerin daha sonra acı vermesin sana."bunca önemli bir tembihi kimseden duymamış,yurdum amazonları birer birer iş dünyasının "analık tanımaz" çarklarına giriş yapmıştık .ee ne oldu şimdi.bu ağlayan suratlar,bu halinden her daim şikayetçi diplomalı, kariyerli hatun tiplemeleri de nereden çıktı?kim istedi ,kim neyi başardı?cevap veremediğimiz,çünkü aslında cevabını kendimiz dahi bilemediğimiz çalışma hırsımızı,çocuklarımız ardımız sıra ağlarken "her şey senin geleceğin için yavrum"namesiyle mi kapatıyoruz.

yıllar önce itiraf ettim kendime.kızım dedim sen çoluk çocuk için çalışmıyorsun.bu hikayeye inanmayı bırak .boş yere canını acıtıyor bu söylem hem.kabul ettim artık,evde oturamazgillerdenim ben.bir sosyal hayat kazanıyorum işle ilgili de olsa.kendime iyi davranmaya,üst baş almaya,özen çaba göstermeye başlıyorum hayatıma.oh be yaşıyorum,varım,insanım diyorum.ve üstüne sırtımdan ter de akıtsam emek verip para kazanıyorum.canımın çektiğine rahatça el uzatabiliyorum bu sayede diyorum.

yine de bir noktada çoluk çocuğun hayatlarına büyük ya da küçük farklılıklar yaratmayı seçimlik şeyler olarak görüyorum ben.şahsi kanaatim az para-çok zaman dengesiyle aile mefhumunu olabildiğince önde tutmayı sağlamak.

fakülte yıllarımda iş-iş-iş döngüsü hayali kurarken özel sektöre delice bir hayranlık beslemişliğim vardır.hatta devlet sektörünü hem gönülden hem dilden epeyce kötüler ,beğenmezden gelirdim.gün geçti ,devran döndü.bir de baktım ki cebime az da girse çok da girse çocuğuma ayırdığım zamandan kıymetli değil.döndüm sırtımı kural tanımaz,yasa anlamaz özel dünyaya,sıktım dişimi kazandım kpss denen zilleti.oldum devletime bir adet memur:)

her şey senin geleceğin için yavrum sözünü değiştirdim ben.her şey bizim için.misal babamız bu yıl cumartesileri çalışırken aslında hepimiz yıprandık.artı değer katılırken eve aslında hepimiz ödünler veriyormuşuz meğer.ve aslında kazanılan her ilave birim-maliyecinin tanımı işte bu kadar olur-aileye bir birim yıpranmışlık da getiriyormuş.

yani diyeceğim verilen ödünler ne tek yönlü,ne de ele geçen maddi kazanımlar tek taraflı.her şey çocuk için masalını kenara koyup yıpranmışlığıma değiyor mu,memnun muyum halimden,ailem ,yuvam ,düzenim rayında mı ona bakmak lazım asıl.taraflar isyankar bir itirazın içinde olmadıktan sonra ,kim tutar kadın kısmısını.

durmak yok,yola devam:)

13 Haziran 2011 Pazartesi

başlıksız

bunu yazmazsam duramazdım.zaten cumartesiyi beraber geçirdiğim tüm arkadaşlar yazmam için son derece ısrarlıydılar.hiç sevenlerimi kırar mıyım,ben o kadar hıyar mıyım:)

aslında başlığı daha kibar mı yapmalıydım.hani kuş uçmaz kervan geçmez bir yer gibi mesela.yok ya dedim yazının ilerleyen paragraflarında bu duruma özel de bir bahis var.onda kullanırım tam.

yahu ne anlatıyorsun be kadın dıy dıy dıy .okuyoruz bir halt anlamıyoruz diyorsunuz.duydum duydum.inkar etmeyin.sabırsız naciyeler sizi:)

bursayı sevmediğimi neredeyse her bir fırsatta yazıya döküyorum malum.içimin bir türlü ısınamadığı bu şehri sanki tam tersi hayranıymışçasına ezberime alıyorum gün be gün.gitmediğim dağı taşı kalmasın diyerek burnumun uzandığı her m2sine adım atmışlığım vardır.cumartesi günü o adımlardan ne adımı devri alemden birini yaşadım.ama ne.

iş yerinden arkadaşımız ev almış.hayırlı olsuna gitmek için 20 kişi sözleşmiş.ta 1 ay önceden ev sahibi hatun arayıp davet etmişti beni.sözüm söz dedim.o gün kızı da oğlanı da sattım babalarına.bindim metroya.1 saat sonra buluşma yerine vardım.dikkatinizi çekerim buluşma yeri diyorum ev demiyorum:)asıl macera bundan sonrası.toplamda nezaketen  20 sayısına ulaşmamız gerekliyken 6 sayısına ancak tekabül edebildik.
"hayret yani "dedim "bu hatun bir tek beni mi aradı".
"yoo" dediler "herkese 1 ay önce haber vermişti zaten".
"bu sabah hadi gelin deseymiş zaten 5-6 kişi toplarmış yazık ya" dedim.çok kınadım pek ayıpladım.

buncağız kadınla ikinci vasıtaya ,otobüse geçtik.grup liderimiz olan ev sahibesinin en yakın ve güzide dostu nuray çok yakın yerde oturduğunu,öyle çok fazla yol gitmeyeceğimizi söyledi.ilk başta inandım.sustum.lakin suskunluğum asaletimdendir lafını yemem gerektiğini BURSA 20 Km yazısını görünce anladım.zaten gırgır şamata halinde tam bir öğrenci otobüsüne çevirdiğimiz ortama ;
hani yakındı,nereye gidiyoruz biz,karacabeye ne kaldı,bak balıkesir sınırı yan taraftan geçiyor,kızım ev alacak başka yer yok muymuş,etrafta bina namına bir şey yok nereye gidiyoruz biz,alooo sana diyorum nurayy şeklinde iğnelemeler yaparak yeni şamatalar ilave ettim.

şen kahkahalar sessizliği yıldırım gibi yararken karşımda oturan teyzeyle göz göze geliverdik.içinden türlü nameler saydığı besbelli olan bu yaşlı kadın ,sabırla susmamı bekliyordu eminim.ben zincirlerinden daha 1-2 saat önce sıyrılmış bir anne aslandım.bugün gülme,geyiğe doyma ve hatta zıvanadan çıkma günümdü.kafamı çevirip gırgırıma devam ettim.en son inmeden önce"nuraaay sana diyoruum kızım ne manyak yere geldik biz,neresi burası"diye bağırınca teyze yüzüme çok pis bir ifadeyle bakıp artık son noktayı koyayım dedi herhalde;"kızım burası göçmen konutları".???!!!!!hımm sağol teyzecim dememle arabadan inişimiz aynı saniyelere denk düştü çok şükür.benden nefret ettiğine hatta bir kaşık suda boğmak isteğine son derece saygı duyuyorum zira onca lafıma insan değil taş olsa çatlardı:)

indik .evden çıkalı tam 1 saat 35 dk olmuştu.biraz yürüyüp ev varıcaz namesine inanmış gibi yaptığım nuray,yolun uzunluğu münasebetiyle benimle geyiğin belini kıran,dilhun ve gamze.yahu bu kadar mı gülünür,bu kadar mı kahkaha patlatılır.sessiz kalma haklarını kullanan yeni atama bir hatunla ,az ve öz konuşma sevdalısı halimemiz konu mankenliğini üstlendiler farkında olmadan:)))

hani normalde şehir içlerinde mahalle aralarında kalan trafolar vardır ve onlar boyanırken bir nevi mahallenin uzantısıymış havası verilip ev biçiminde resmedilir.işte hala düşündükçe güldüğüm şeylerden birisi de bu oldu.evet burada da trafo var.ama resmediliş şekli bambaşka:)mavi bir gökyüzü bembeyaz kuşlar.aha dedim aha gördünüz mü,belediye bile farkında kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olduğunun burasının :=)) 

yürüdük babam yürüdük.iki dirhem bir çekirdek dilhunumun başına bir şey gelmesinden epeyce endişe ettim.hatun benden yaşça epey büyük lakin endam,poz yerinde.güldürme eşek beni,bak kim vurduya gidicez dedikçe ben laf üretmekten vazgeçmedim.yokuş yukarı çıktığımız epey ıssız bir yerdeki tabelaya koptum bu kez."bilmemne inşaattan 4000 konut projesi".Allahın dağına kim konut yapıyor yaw,hadi yapıyor niye 4000 tane yapıyor,40 değil 400 değil valla inanılır gibi değil dedim de dedim:)epeyce dağ havası soluduğumuzdan bana artık dağlık bir arazi hissiyatı veren bu yerleşim yerine havuzlu site bile kondurmuşlar.o havuzu görüp çığırtkanlık yapmamak olmazdı:)
"kızlaaar tektonik göl bulmuşlar burada,müteahhit yakalamış ,etrafını düzenlemiş,bir de site yapmış  berisine adını SUKÖY koymuş iyi miii"
koptular tabi:)

az ileride MEGARON sitesi adını görünce bayıldım en çok.
"işte" dedim "bunu yapan laz."
"niye ki" dediler."yaww burası dağ taş bayır çayır .transformersı belli ki burada çekmişler.lazın biri de hatırası kalsın diye siteye en büyük iyilik robotunun adını vermiş.saf ya T harfini eksik koyup megatronu megaron yapmış besbelli:))"

hani derler ya yediğin içtiğin senin olsun görüp gezdiğini anlat.tam 2 saatin sonunda ulaşabildiğimiz arkadaşın evinde yediğimi anlatacak uzunlukta blog sayfası tahsis edilmedi daha:)nasılsa gidiş-dönüş harcanan eforla eriyecek sebebiyle kimse yediğinden geri durmadı.hem izzet ikram alayına muhteşem hem de bursanın bunca ucundaki bir ev olmasına rağmen dekorasyon olsun,plan olsun arkadaşımızın yaşadığı ev pek zevkliydi.

13 aydır evde tıkılı kalmamın,çoluk çocuk bakmaktan gözümü açamayışımın acısını işte o cumartesi günü çıkardım ben.ve iyi ki tek başıma gittim.6 saat sadece kendim için mutlu ,kendim için neşe kaynağı oldum.gülmeye doydum,doydum,doydum.darısı kalan ömrüme ve daralan tüm bebiş sahibi annelerin başına inşallah.

***ev sahibemiz olan tatlı bayan yazımı yeni okumuş ve önceki başlıktan dolayı epey üzülmüş.kalp kırmaktan kaçındığım halde o tatlı arkadaşımızın içini karartmış olmaktan derin bir üzüntü duydum.o yüzden eski başlığı kaldırdım.umarım ve diliyorum ki beni affeder:(

10 Haziran 2011 Cuma

hiç bitmesin istedim

hani insan der ya bazen 40 yıldır tanışıyor gibiyiz diye işte ondan oldu dün.biz dilekle sanki yıllardır tanışıyorduk.ne saatler yetti bize ne kelimeler.inanılmaz keyif aldım kendilerinden,sohbetinden.iyi ki gelmişsin dilek.

maalesef hiç resim çekemedim ben.hani bir cep telefonu ıslanması hadisem vardı.şuralarda bahsi geçen.aylardan haziran .ekran tamamen karardı,beni arayanlar ulaşamaz oldu.ve benim telefon hakkın rahmetine kavuştu:)

dilekciğimin fotoğraf makinesi dünümüzü görüntüledi.resimler için tık tık.gerçi o resimlere-içinde benim olduklarıma -ambargo koymam lazım ama neyse.misafir hatun 38 beden olunca yanında kim poz verse küçük dana boyutunda çıkar yani:))

ayy ne diyordum biz çok sevdik birbirimizi.o anlattı ben anlattım.arada neşeli gülçinim zırr ettirdi yedekte duran takoz telefonumu.onu da dahil ettik 3 kişilik blogcu zirvesine döndürük işi.bir de 3G olsaydı keşke:)dilekle bitmedi anlatacaklarımız çok çabuk kalktı gitti.çünkü daha gidecek otuzbinmilyon yeri vardı:)anası bursada,kaynanası bursada.ee normal yani.

tatlı dilli güler yüzlü,sıcacık bir insan.blogtaki anlatım tarzı gibi tarzı.oradan fırlamış karşımdaki  koltuğa oturmuş sanki:)çok sevdim çok üzüldüm.o erzurumlara yolcu,bizse seneye hangi şehirdeyiz belli değil.böyle insanlar olsa etrafında darlanmaz ki kişi.gel derim kaanı bırak gezin kocişle.ben satarım çoluğu cocuğu:)iş çıkışı ara buluş iki kahve içmeye.

öff öf sınırlar koyan, sınırlarla yaşayan insalardan hiç hazetmediğimden herhalde etrafım bu tiplerle dolu.az değil epey arkadaş edindim buralarda lakin hep bir yerlerde tıkanıyoruz niyeyse.ben hadi kalk gidelimcilerden oldum hep .karşımdakilerse dur bi düşünelimcilerden.daralıyorum bu model kadın tiplerinden.çözüm orada ortada görünür yerde halbuki.poponu kaldır kalk yap değil mi.yok illa yokuşa sürengiller buldu beni.

dilek öyle değil.hatta çok eminim blogta samimileştiğimiz pek çok hatun da benim cinsimden.çözüm odaklı.hadi yapalımgillerden.ama işte gel gör ki ;
yaza yaza yaz geldi,
çarşıya karpuz geldi,
daha yazasım var ama,
mesafemiz çok geldi:))

8 Haziran 2011 Çarşamba

he he heyyyttt

bugünkü mevzumuz havaların ısınması mukabilinde bende gerçekleşen sinir minir katsayısı oranlarının tanjant kotanjant hesabı:))

tamam biliyorum çok ağladım çok zırladım.güneş dedim sıcak dedim.geldi nihayet.amma ve lakin bursa sıcağı bursa nemi bursa terenennisi beni fena zorlamaya başladı.zaten kilo-boy oranım tüm vücut kitle endekslerini zorlayacak hatta ters yüz edecek kadar dehşet noktalara tekabül etmişken ben yurdum sıcağına nasıl dayanacağım bilemiyorum.

kan ter gözyaşı üçlemesiyle evi adamlık bir hale sokmak ve bilumum pasta,börek ,salata güzelliklerini arkadaşıma sunmak azmiyle blog alemine bir nevi sırtımı dönmüş bulunmaktayım farkındayım.lakin gelecek olan hatun da blogger camiasının nadide çiçeklerinden olduğu üçündür ki bir nevi relaxım:))o hatun bu hatun:)

bugün de yazı yazma niyetiyle bakınmamıştım buralara lakin sedo kızın mimi beni olduğum yere mimledi.dur ya dedim tam sırası açılayım rahatlayayım.

mimimizin konusu_3 tane mi yazdım döndüm bir daha baktım doğru yazmışım_ nelere gıcık olursunuz.ayy güzelim gıcık benim soyadım:))))bilmiyor tabi ,öğrenecek.ne demişler zamanla her şey:)

*oğlanın bana kafa tutmasına gıcık oluyorum.daha şimdiden derdi boyundan büyük sıpanın.

*her seferinde hangi mevzu olursa olsun koca kişisinin "ben biliyordum böyle olacağını"diyerek tahmin ettiği ne varsa aynısıyla zuhur etmesine gıcıklığı bırak ifrit oluyorum.

*kızın geceleri 4 -10 sayı aralığında değişen uyanma miktarına deli oluyorum.

*çarşı pazar ünlü ünsüz bin tane mağaza dolaşıp ta kendime giyecek "insan onuruna yaraşır"kıyafet bulamayışıma gıcık oluyorum.

*bursaspora fena halde gıcık oluyorum.ömrü hayatlarında görecekleri tek şampiyonluk bu olmasına rağmen hala havalarının bin beş yüz oluşuna fıttırıyorum.

*kafamda,beynimde,yüreğimde hiç sindiremediğim dandik dundik bir işim olduğu için gıcık ötesi oluyor bundan ayrı düşünürsem memur oluşuma hayran oluyorum.

*nasılsa okumuyorlar diyerek şefime,saymanıma acayip şekilde gıcık olduğumu özgürce belirtmek istiyorum.
onlar ki kadın ve anne olmalarına rağmen hamileliğim boyunca kusma nöbeti geçirmemi anlamazdan gelip "biz de hamilelik geçirdik biz de doğurduk" deyişlerini hiiiç unutmuyorum.

*marka manyağı kadınların nasıl olup ta kocaları tarafından ilahe gibi görülebildiklerini anlayamayıp ,üç kuruş daha az harcamak için indirim mindirim takip eden zavallı ben kişisine koncamın "parayı ne kadar zor kazanıyoruz,bak ben savurganlık ediyor muyum"deyişine gıcık oluyorum.

*oturduğum evin yatak odasında son 2 yıldır peydah olan rutubet kokusu ve desenlerinin varlığına ,onları yok etmek için harcadığım beyhude zamana gıcık oluyorum.bu evden çıkamayışıma sebep olan nedenlere de bilahare uyuz oluyorum.ve inşallah bu senem son diyorum.

*yine nasılsa okumuyor ohh diyerek çok bilmiş,uyuz gülüşlü adı bende saklı bir hatuna acayip gıcık olduğumu bilhassa belirtmek istiyorum.

*sevdiğim,tam kafamın uyuştuğu tip ve modelde insanlarla ne hikmetse hep bambaşka şehir hatta ülkelerde yaşıyor olmamıza gıcık oluyorum.

*veee en çok kendime gıcık oluyorum esasen.çok konuşkan olmama,aklıma geleni dilimden bir anda çıkarıvermeme,kimseye eyvallahımın olmayışına,gördüğüm ne kadar hata varsa lönk diye karşımdakini kıra kıra yüzüne haykırmaya,her söze verilecek bir cevabım oluşuna,kır dizini az sus otur diyenlere aldırış etmeyişime,sıklıkla oğlumun kalbini kırışıma ve yine sıklıkla koncama sardırışıma fazlasıyla gıcık o-lu-yo-rummm:((

her kim ki gıcıklık mimini alıp beğene
o kişidir ki tarafımdan mimlene:))

6 Haziran 2011 Pazartesi

gergedanın manyak olma olasılığı:)

Selçuk Erdem'in karikatürlerinden

bir yorgunluk mudur bıkkınlık alameti farikası mıdır nedir bilmiyorum tadım tuzum yok birkaç gündür.en çok da ziyaret ettiğim bloglara yorum yazamama sendromu iyiden iyiye uzaklaştırdı beni.bir baktım kocaaa haziran ayında tek bir post atmışım.halbuki deliler gibi ders çalışmam gereken bir mayıs ayına bakılsa yazıdan geçilmiyor.demek ki neymiş insan denen mahlukat gevşedikçe gevşeyen bir özelliğe haizmiş:))

garip bir cumartesimiz hayli yorucu bir pazarımız oldu.uzun zamandır koncam cumartesi günleri çalıştığı için o günleri bir nevi hafta içi gün statüsünden sayıyorduk.tad tuz yoktu.aa bir de baktık maaile evdeyiz.bir önceki gün artık canıma tak edip daha doğrusu koncamın canına tak etmiş bulaşık makinemizin siparişini vermiştik.ne alaka koncana ne oluyor derseniz vallahi yazmaya korkar oldum:)bir gün komple tüm blogger anaları birleşip beni döfmeye ve de ümüğümü sıkmaya geleceksiniz diye bir duygu fırtınası içerisindeyim:)

efenim koca kişisi yardım severliğiyle hem aile içerisinde hem iş çevresinde pek nam salmıştır.bundan mütevellit bulaşık makinemiz iflas bayrağını çekince elde kalan kirlileri bir gün o bir gün ben yıkayarak iş bölümüne gitmiştik.günler ilerledikçe bir gün ben üç gün o biçimine dönmeye başlayınca bu paylaşım eşimin dudaklarından aynen şöyle bir cümle süzüldü;"ne büyük bir eziyet olmaya başladı ki bu bulaşık işi,bir an önce bir modele karar versen de alsak,çok sıkıldım artık":)))

canım benim :))en çok da ona kıyamadığımdan hemen kararımı verdim,modelin adını madını yazıp eline tutuşturdum.20-30 dk.da üst mahalledeki bayiye gidip makineyi alıverdi:))

"yani sevgi seni hiç anlamıyorum.bizi günlerdir uğraştırıyorsun.didik didik didikleyecek ne vardı sanki.bak hemen hallediverdik.aynı gün alsak nolurdu???"dedi koncam.haklıydı lakin ben pis bir başak burcuyum.ıcığını cıcığını incelemeden a-la-maaammm.

eee ne aldın derseniz bosch aldım.model ve fiyat için tık tık. çoğunluğun sesine kulak verdim ve bir de  bu markayı üreten fabrikada yönetici olan endüstri mühendisi arkadaşımın tavsiyelerine uydum.tüm akıl fikir verenlere bin milyon baloncuk kadar sevgilerimi sunuyorum.

tüm cumartesimiz makinemizi beklemekle ve montajlayacak servisi gözetlemekle geçti.son yıllarda hiç bir cumartesimizin bu kadar uzun olduğunu fark etmemiştik.ha keza pazarımız da bol bol ev temizlemekle geçti.o gün de çok uzundu.ve sıkıcıydı ve yorucuydu ve ve ve....

belim ağrıyor yanına bonus olarak diş ağrısı çıktı.merkezi sinir sistemime yönelik ciddi buhranlara yeniden girizgah yaptım.

işe dönme fikri daha bir çekici gelmeye başladı gözüme.geçen hafta iş yerinden bir arkadaşa sürpriz doğum günüsü yapalım dedik.kambersiz düğün olur mu:)bir minibüs bir de taksi aktarmasıyla minik cimcimemle gittik kutlamaya.hava süperdi.çok da geniş bir bahçemiz vardır iş yerimizde.ağaçların altında adeta piknik havasında hoş birkaç sat geçirmek acayip keyifliydi.işimi özledim beeen diye diye ağlamalarım asıl bundan.geyik,şamata ve kafa insanlar oldu mu insan nasıl evde oturur sorarım size.

sanırım okullar kapandıktan hemen sonrasında 1-2 hafta kadar işimin başında olacağım.sonra bir yaz klasiği olan yıllık izin.ufak çaplı bir memleket havası soluma.dönüşte tam iş başı.bebişe eylül ayına dek babası bakacak.koncamın öğretmen olmasını daha bir sever oldum.eylülden sonrası kalan izinlerim,bekleyen raporlarımla geçecek.gittiği yere kadar.mimik kuşuma kıyamadığım noktada eyvallahı çeker biraz daha ücretsiz izin olayına girerim.

haydi hayırlısı:)

2 Haziran 2011 Perşembe

kreş eken ne biçer????

içim şişti içiiim.kaç gündür dünya kadar  blog gezdim.lakin 3üne 5ine ancak yorum yapabildim.yorum gönderme panelinde bir sorun var.canı isteyince yorum kabul ediyor.velhasıl gıcık bir durumun tam ortasındayım.
***
birkaç gündür facebookta rastladığım bir yazı kafamı epeyce meşgul ediyor.üzerine yazı yazıp yazmamak arasında git gellerdeyim.hamarat hatun blogunun sahibi bu cümleyi ekleyen.
"kreş eken huzurevi biçer"miş.

kafamı allak bullak eden bu söze ne yorum yapılır ki.bu seçim hiç bir annenin keyfi seçimi olamaz diyorum kendimce.şartlar,yasal haksızlıklar neticesinde minicik yavrularımızı bakıcı kollarına ve kreş yollarına veriyoruz mecburen.

hangi anne istemez ki yavrusunun kokusunu duya duya yaşamayı.en az 2 yaşına dek başında,dibinde olabilmeyi.evet kanunlar artık 2 yaşına dek anne ücretsiz izin alabilir diyor.güzel diyor da bu maddi zorluğa kaç  insan katlanabilir ki.

minik ayşem tam 1 yaşında.bir yanım dönmen gerek ,para biriktirip kira belasından bir an önce kurtulman gerek diyor.diğer yanım bu günler öyle muhteşem ki miniğim asla bu yaşlarına dönmeyecek salak olma otur evinde diyor.tam bir ikilemin ortasında kalmış yapayalnız annelerdenim bir de.daha önce defalarca yazdığım gibi ne benim annem bakmaya meraklı ,ne de eşimin annesi  bakabilecek sağlık durumunda .hani aynı kandan insanlar olsa etrafında yum gözünü ver.için rahat olur aklın dinç olur.vicdan yapmaz kendini yemezsin iş yerinde.

salt maddiyat mı peki bir annenin işe dönme sorunsalı.değil elbette.sosyal hayatı bir şekilde renklenmiş,kişiliğine dair kabuller ve onaylar yaşamış her insan eski ortamını özler.keşke bölünmüş zaman dilimleriyle çalışma hayatına dönebilse anneler.ne bileyim günde 5 saat çalışıp ücretini de ona göre alabilse mesela.olmaz mı olur bence.

ve en çok da kreş mevzusu dilime yapışan.çalışan annelerle aynı kurumlarda olması gereken kreşler bizzat devletin kendi engeliyle açılmıyor kamuda.misal şu anki iş yerim.koskoca bir bölge müdürlüğü burası.binlerce çalışanı var.yıllar önce varmış kreşleri.çalışanların yaş hadleri büyüyünce ve dolayısıyla doğurganlıkları bitmeye yüz tutunca kapanmış.oysa o kadar çok genç insan çalışıyor ki kurumda.sordum soruşturdum.18 çalışanın yani 18 bebek sayısının müracaatıyla yeniden açılabilirmiş muş müş.yani ben tırım tırım 17 insanı ikna etmeliyim doğurmaları için bir şekilde.var mı böyle bir saçmalık.

of off özel sektörden bahsetmek bile istemiyorum.oralarda durum içler acısı.yaşayanlar anlatsın en iyisi.

yukarıda alıntıladığım cümle içinse en son şunu demek istiyorum.kreşlerin varlık sebebi annelerin keyfiyeti değil asla.sistemin göğsünden süt sıza sıza anneleri işe geri çağırmaları.ardı sıra kalan bebeciklerini nereye bırakacaklarını şaşıran annelerin son raddede girdikleri yoldur kreş.varlıkları da yoklukları da iç sızlatır bu kreşlerin.ve ancak yaşayan bilir maalesef:(

minicik not;kreş eken huzurevi biçer sözünün alıntılandığı asıl yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...